ABD'de federal temyiz mahkemesi, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) tarafından uygulanan zorunlu gözaltı politikasının II. Dünya Savaşı sırasında Japon kökenli Amerikalıların enterne edildiği kamplara benzediğini belirterek yönetimi ağır şekilde eleştirdi. Karar, Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına yönelik art arda gelen yargısal yenilgilerin son halkası olarak öne çıkıyor. Mahkeme, gözaltı koşullarının anayasal güvenceleri ihlal ettiğini vurguladı.
Politikanın Arka Planı ve Yargısal Süreç
Federal temyiz mahkemesinin bu kararı, ABD Adalet Bakanlığı'nın sınırsız gözaltı yetkisini genişletme çabalarına karşı önemli bir yargısal fren işlevi görüyor. Karara konu olan dava, ICE'nin göçmenleri herhangi bir suçlama olmaksızın süresiz olarak gözaltında tutmasına ilişkin itirazları içeriyordu. Mahkeme heyeti, hükümetin ulusal güvenlik gerekçesiyle bile olsa temel hakları askıya alamayacağını, gözaltına alınan kişilere yargısal denetim imkânı tanınması gerektiğini hükme bağladı.
Kararın gerekçesinde, II. Dünya Savaşı sırasında Başkan Franklin D. Roosevelt'in 9066 sayılı kararnamesiyle 120 binden fazla Japon kökenli Amerikalının zorla yerinden edilerek enterne edilmesine atıf yapıldı. Temyiz mahkemesi, o dönemde yaşanan hak ihlallerinin bugün tekrarlanmaması için anayasal koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Bu benzetme, göçmen hakları savunucuları tarafından da sıkça dile getiriliyordu.
Trump yönetimi, göçmenlik politikalarını sıkılaştırma yönünde attığı adımlarla biliniyor. 2017'de yürürlüğe giren ve bazı Müslüman çoğunluklu ülkelere yönelik seyahat yasağı, 2018'de aile ayrımı politikası ve 2019'da sınırda metanet testi gibi uygulamalar yargı organları tarafından defalarca bloke edilmişti. Son karar, bu diziye bir yenisini ekliyor ve yönetimin göçmenlik alanındaki yargısal yenilgilerini derinleştiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu gelişme, küresel ölçekte göç ve iltica politikalarını da yakından ilgilendiriyor. Avrupa Birliği ülkeleri, benzer şekilde göçmen gözaltı merkezlerinde insan hakları ihlalleriyle suçlanıyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, ABD'nin yanı sıra Avustralya, Macaristan ve Yunanistan gibi ülkelerdeki uygulamaları da raporlarına taşıyor. Federal mahkemenin kararı, diğer ülkelerdeki yargı organları için emsal teşkil edebilecek nitelikte.
Öte yandan, kararın pratik etkisi sınırlı olabilir. Zira Trump yönetimi, yargı kararlarını temyize götürme ve Yüksek Mahkeme'ye taşıma konusunda kararlılığını koruyor. Muhafazakâr çoğunluğun bulunduğu Yüksek Mahkeme'nin, nihai kararda yönetim lehine hüküm verme ihtimali göz ardı edilmiyor. Bu nedenle, temyiz mahkemesinin kararı sembolik ve hukuki açıdan önemli olsa da, göçmenlerin akıbeti belirsizliğini koruyor.
Uluslararası hukuk açısından ise, sınırsız idari gözaltı uygulamaları, Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne aykırılık teşkil ediyor. ABD, bu sözleşmelere taraf olmasına rağmen, göçmen gözaltı merkezlerindeki koşullar nedeniyle uluslararası platformlarda sık sık eleştiriliyor. Federal mahkemenin kararı, bu eleştirileri haklı çıkarır nitelikte.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu yargı kararı, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de, küresel göç yönetimi ve insan hakları standartları açısından dolaylı etkiler taşıyor. Türkiye, son yıllarda Suriyeli mülteciler başta olmak üzere milyonlarca göçmene ev sahipliği yapıyor ve geri gönderme merkezlerindeki uygulamalar zaman zaman uluslararası eleştirilere konu oluyor. ABD'deki benzer bir yargısal denetim mekanizmasının güçlenmesi, Türkiye'nin göç politikalarına yönelik uluslararası baskıyı artırabilir. Ayrıca, Türkiye-ABD ilişkilerinde göçmenlik konusu, özellikle Suriyeli mültecilerin geri dönüşü ve üçüncü ülke vatandaşlarının durumu bağlamında önemli bir başlık olmayı sürdürüyor. Karar, Türkiye'nin kendi göçmenlik uygulamalarını gözden geçirmesi için bir fırsat sunabilir.