Küresel piyasalar, Çarşamba günü gelişen ülke para birimlerinde belirgin bir yükselişe tanıklık etti. Bu hareketin arkasında, ABD Üretici Fiyat Endeksi’nin (ÜFE) beklentilerin altında kalmasıyla doların zayıflaması ve yatırımcıların Fed’in faiz artırımı bahislerini azaltması yatıyor. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) para politikasına yönelik bu yeni algı, risk iştahını canlandırarak gelişmekte olan ülkelerin varlıklarına olan talebi artırdı.
Gelişmenin Arka Planı: ABD ÜFE Verisi ve Piyasa Tepkileri
ABD Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, Şubat ayında üretici fiyatları aylık bazda %0,2 arttı. Bu rakam, piyasanın %0,3’lük beklentisinin altında kaldı ve çekirdek ÜFE’nin yıllık artış hızının %2,0’ye gerilediğini gösterdi – bu, son iki yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti. Enflasyonun yavaşladığına işaret eden bu veri, Fed’in faiz artırımlarına daha temkinli yaklaşabileceği beklentisini güçlendirdi.
Piyasalar, Fed’in Mart ayı toplantısında faiz oranını mevcut %5,25-%5,50 aralığında sabit bırakma olasılığını %98 olarak fiyatlıyor. Mayıs ayı için indirim beklentisi ise %30’a yükseldi – bir hafta önce bu oran sadece %10’du. Bu beklenti değişimi, dolar endeksini 102,8’e kadar gerileterek iki haftanın en düşük seviyesine indirdi.
Gelişen ülke para birimleri arasında en güçlü performansı Güney Afrika randı (%1,2), Brezilya reali (%1,0) ve Meksika pesosu (%0,9) gösterdi. Türk lirası ise yatay seyrederek günü %0,1’lik sınırlı bir artışla kapattı. Analistler, liradaki durağanlığı Merkez Bankası’nın döviz piyasasına müdahale politikalarına ve enflasyon beklentilerinin halen yüksek seyretmesine bağlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Risk İştahı ve Sermaye Akımları
Dolardaki zayıflama, yalnızca gelişen ülke para birimlerini değil, aynı zamanda emtia piyasalarını ve hisse senedi endekslerini de olumlu etkiledi. Brent petrol fiyatı varil başına 85 dolara yükselirken, MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi %1,4 değer kazandı. Asya seansında Çin’in şanghay Bileşik Endeksi %0,8, Hindistan’ın Sensex endeksi ise %0,7 prim yaptı.
Ancak uzmanlar, küresel likidite koşullarının hâlâ sıkı olduğu uyarısında bulunuyor. Fed’in faiz indirimine gitmesi durumunda gelişmekte olan ülkelere sermaye girişinin hızlanabileceği, aksi takdirde mevcut durumun devam edeceği belirtiliyor. Nomura’nın gelişmekte olan piyasalar stratejisti Ankur Shukla, “ÜFE verisinin ardından piyasada bir rahatlama yaşandı, ancak bu kalıcı bir trende işaret etmiyor. Yatırımcılar, önümüzdeki hafta açıklanacak TÜFE verisi ve Fed kararını bekliyor” dedi.
Gelişen ülke para birimlerindeki toparlanma, özellikle yüksek faizli ekonomilerde daha belirgin oldu. Brezilya ve Meksika gibi ülkeler, enflasyonla mücadelede sıkı para politikalarını sürdürüyor ve bu durum, yerel para birimlerini destekliyor. Ancak, Türkiye gibi enflasyonun hâlâ yüksek olduğu ülkelerde, dış finansman ihtiyacı ve cari açık gibi yapısal sorunlar, kur üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed’in faiz artışı döngüsünün sona ereceğine yönelik sinyaller, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını hızlandırabilir. Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı yüksek ekonomiler için bu, kısa vadede döviz kuru ve enflasyon üzerinde olumlu bir etki yaratabilir. Ancak, Türk lirasının küresel risk iştahındaki iyileşmeye yeterince tepki vermemesi, yurtiçi risk priminin (CDS) hâlâ yüksek seyretmesinden kaynaklanıyor. Türkiye’nin kredi notu düşük, enflasyon beklentileri çıpalanmış değil. Bu nedenle, Fed kararları Türkiye’nin dış dengesi açısından kritik olmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde, TCMB’nin sıkı duruşunu sürdürmesi ve yapısal reformları hızlandırması halinde, lirada daha kalıcı bir değer kazanımı mümkün olabilecektir.