ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini 25 baz puan artırarak federal fon oranını yüzde 5,25-5,50 aralığına yükseltti. Bu, 2001 yılından bu yana en yüksek seviye. Karar oybirliğiyle alınmazken, Fed'in yeni ekonomik projeksiyonları çoğu yetkilinin bu yıl içinde bir faiz artırımı daha beklediğini gösteriyor. Fed Başkanı Jerome Powell, enflasyonun hâlâ hedefin üzerinde olduğunu ve gerekirse ek sıkılaştırmaya hazır olduklarını belirtti.
Kararın Arka Planı ve Gerekçeleri
Fed'in faiz artırımı, son dönemde açıklanan ekonomik verilerin karışık sinyaller vermesine rağmen geldi. ABD ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 2,4 büyüyerek beklentilerin üzerinde performans gösterdi. İşsizlik oranı yüzde 3,6 ile tarihsel düşük seviyelerde seyrediyor. Ancak enflasyon, Fed'in yüzde 2 hedefinin oldukça üzerinde; çekirdek fiyat göstergeleri yıllık bazda yüzde 4,8 artış kaydetti. Bu tablo, Fed'in sıkılaştırma döngüsünü henüz sonlandırmadığını ortaya koyuyor.
Powell, basın toplantısında "Enflasyonu düşürmek için hâlâ kat edilecek yol var" dedi. "Komite, enflasyonun sürdürülebilir bir şekilde yüzde 2'ye gerilediğinden emin olana kadar ek politika sıkılaştırmasını değerlendirmeye devam edecek." Powell, faiz indirimlerinin konuşulması için erken olduğunu vurguladı. Piyasalar ise Fed'in kararına temkinli tepki verdi; karar sonrası tahvil faizleri hafif yükselirken, dolar endeksi güçlendi.
Fed'in yeni tahminlerine göre, politika faizinin yıl sonunda yüzde 5,5-5,75 aralığına çıkması bekleniyor. Bu, on altı üyeden on ikisinin bir artırım daha öngördüğü anlamına geliyor. Ayrıca, Fed 2024 ve 2025 faiz patikasını da yukarı yönlü revize etti; piyasaların beklediğinden daha uzun süre yüksek faiz ortamının devam edeceği sinyali verildi.
Küresel Piyasalara ve Gelişmekte Olan Ülkelere Etkileri
Fed'in faiz artırımı, küresel finans piyasalarında dalgalanmalara yol açtı. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) gibi diğer büyük merkez bankaları da benzer sıkılaştırma adımları atarken, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerindeki baskı artıyor. Yükselen ABD faizleri, yatırımcıların riskli varlıklardan kaçınmasına ve sermayenin gelişmiş ülkelere akmasına neden oluyor. Bu durum, özellikle yüksek dış borcu olan ülkeler için borçlanma maliyetlerini yükseltiyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, küresel büyümenin bu yıl yavaşlayacağı uyarısında bulunmuştu. Fed'in agresif faiz artırımları, bu yavaşlamayı daha da derinleştirebilir. Öte yandan, enerji ve emtia fiyatları üzerindeki etkiler de yakından takip ediliyor; güçlü dolar, petrol ve altın gibi emtiaları diğer para birimleri cinsinden pahalı hale getiriyor.
Çin ekonomisinin beklenenden yavaş toparlanması ve Avrupa'da resesyon riski, küresel ekonomi için aşağı yönlü riskleri artırıyor. Fed'in sıkılaştırma döngüsünü sonlandırması halinde bile, faizlerin bir süre daha yüksek kalması bekleniyor. Bu da küresel likidite koşullarının sıkı seyretmeye devam edeceği anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed'in faiz artırımı, Türkiye ekonomisi için önemli sonuçlar doğurabilir. Yüksek ABD faizleri, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini artırırken, TL üzerindeki baskıyı da yoğunlaştırabilir. Küresel risk iştahının azalması, portföy yatırımlarının Türkiye'den çıkışını hızlandırabilir. Ancak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) son dönemde attığı adımlar ve ekonomi yönetimindeki değişim, piyasalarda bir miktar güven tesis etmiş durumda. Yine de Fed'in sıkılaştırma politikası, TCMB'nin faiz politikası üzerinde ek baskı oluşturabilir ve enflasyonla mücadelede manevra alanını daraltabilir. Türkiye'nin ihracat pazarlarındaki yavaşlama da dikkate alındığında, dış finansman ihtiyacı olan ülke için küresel finansal koşulların sıkılaşması risk teşkil ediyor.