ABD merkezli seyahat şirketi Expedia, Küba Devrimi sırasında ailelerinden el konulan topraklar için tazminat talep eden Kübalı göçmen ailelerle federal mahkemede karşı karşıya geldi. Dava, 1959 devriminin ardından ABD'ye yerleşen Kübalıların mallarının iadesi veya tazminatı için son yıllarda açılan onlarca davadan biri olarak dikkat çekiyor. İlk duruşma, Küba asıllı Amerikalıların uzun süredir beklettiği bu hukuki mücadelede önemli bir aşamayı temsil ediyor.
Davaların Arka Planı
Küba Devrimi sonrası 1960'larda Fidel Castro hükümeti, özel mülkiyete el koyarak tarım, sanayi ve hizmet sektörlerini kamulaştırdı. Bu süreçte on binlerce Kübalı aile, mal varlıklarını kaybederek ABD'ye göç etti. Soğuk Savaş döneminde ABD, bu el koymaları tanımadığını ilan etti ve Küba'ya yönelik ambargoyu başlattı. Ancak yıllar boyunca bu kayıpların tazmini için bireysel dava açma yolu kapalıydı.
2019 yılında dönemin Başkanı Donald Trump, ABD'deki federal mahkemelerin Küba'da el konan mülkler için dava açılmasına izin veren Helms-Burton Yasası'nın 3. başlığını yürürlüğe koydu. Bu adım, Küba asıllı Amerikalıların ve diğer ABD vatandaşlarının, kaybettikleri mülkler için tazminat talep etmelerinin önünü açtı. Karar, uluslararası hukukta tartışmalara yol açtı; zira ABD, bu yasayla birlikte üçüncü ülke şirketlerinin de Küba'da kullanılan el konmuş mülklerden sorumlu tutulabileceğini öngörüyor.
Expedia davası da bu kapsamda açılmış durumda. Davacı aileler, Expedia'nın Küba'da bu topraklar üzerinde işlettiği otel ve turizm tesislerinden gelir elde ettiğini savunuyor. Şirketin, söz konusu mülkleri kullanarak Küba hükümetiyle iş birliği yaptığı ve bu nedenle tazminatla yükümlü olduğu iddia ediliyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Bu dava, sadece iki ülke arasındaki bir hukuki anlaşmazlık olmaktan öte, uluslararası ticaret ve yatırım hukukunda emsal teşkil edebilecek bir nitelik taşıyor. Expedia gibi büyük çokuluslu şirketler, el konmuş mülkleri kullandıkları gerekçesiyle ABD mahkemelerinde hedef haline gelebilir. Bu durum, özellikle Küba'da faaliyet gösteren yabancı şirketler için risk oluşturuyor ve bu şirketlerin yatırım kararlarını etkileyebilir.
Küba hükümeti ise bu davaları egemenlik haklarına bir müdahale olarak görüyor ve reddediyor. Havana yönetimi, el koymaların ulusal egemenlik çerçevesinde gerçekleştirildiğini savunurken, ABD mahkemelerinin bu konuda yetkisiz olduğunu belirtiyor. Meksika, Kanada ve Avrupa Birliği ülkeleri, Helms-Burton Yasası'nın üçüncü ülke vatandaşlarını hedef alan bu hükmüne karşı çıkıyor. ABD'nin bu adımı, müttefikleriyle de ticari anlaşmazlıklara yol açmış durumda.
Uzmanlar, Expedia davasının sonucunun, Küba'da mülkiyeti el konmuş diğer şirketler için de belirleyici olabileceğini ifade ediyor. İlerleyen süreçte, benzer davaların artması ve büyük tazminat kararlarının uluslararası yatırım ortamını etkilemesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Küba ile tarihsel olarak dostane ilişkiler yürüten ve son yıllarda ticari bağlarını geliştiren bir ülke. ABD'nin Helms-Burton Yasası'nı uygulamaya koyması, uluslararası hukuk açısından önemli bir emsal oluşturuyor. Bu gelişme, Türk şirketlerinin yurtdışındaki yatırımlarında benzer egemenlik riskleriyle karşılaşabileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Ayrıca, ABD'nin tek taraflı yaptırım ve hukuki kararları, Türkiye gibi ülkelerin dış politika bağımsızlığını etkileyebilecek nitelikte. Türk iş dünyası, uluslararası tahkim ve yatırım anlaşmalarının önemini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Bu dava, küresel güç dengeleri açısından da izlenmeye değer bir örnek teşkil ediyor.