Etiyopya hükümet güçlerinin, Tigray bölgesinin başkenti Mekelle'i yeniden ele geçirdiği bildirildi. Böylece aylardır süren çatışmalarda kritik bir dönüm noktası yaşandı ve bölgede yeniden uzun süreli bir savaş, kitlesel yerinden edilme ve derinleşen insani kriz endişesi ortaya çıktı. Mekelle'in düşmesi, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) için ağır bir darbe olarak değerlendiriliyor.
Çatışmaların Arka Planı ve Mekelle'in Önemi
Kasım 2020'de Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in Tigray bölgesine yönelik askeri operasyon başlatmasıyla patlak veren çatışmalar, aylarca süren görece sakinlik dönemlerinin ardından yeniden şiddetlendi. TPLF güçleri, Temmuz 2021'de Mekelle'i geri alarak bölgenin büyük bölümünde kontrolü sağlamıştı. Ancak son haftalarda Etiyopya ordusu ve müttefikleri, kapsamlı bir karşı taarruz başlatarak stratejik noktaları ele geçirmeye başladı.
Mekelle, hem Tigray'ın idari merkezi hem de bölgenin en büyük şehri olması nedeniyle sembolik ve stratejik öneme sahip. Şehrin kontrolü, çatışmanın gidişatını belirleyen en önemli göstergelerden biri olarak görülüyor. Hükümet güçlerinin Mekelle'e girmesi, TPLF'in bölgedeki yönetimini fiilen sona erdirme çabası olarak yorumlanıyor. Ancak TPLF liderleri, mücadeleyi sürdüreceklerini açıklamış durumda.
Çatışmaların yeniden alevlenmesiyle birlikte bölgeden kaçışlar artmış, on binlerce sivil komşu bölgelere ve Sudan'a sığınmak zorunda kalmıştı. Birleşmiş Milletler ve uluslararası yardım kuruluşları, Tigray'de insani erişimin neredeyse tamamen kesildiğini, gıda, yakıt ve ilaç sıkıntısının had safhaya ulaştığını bildiriyor. Mekelle'in el değiştirmesi, yardım koridorlarının yeniden açılmasını daha da zorlaştırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Etiyopya'daki çatışma, sadece ülke içi bir mesele olmaktan çıkıp bölgesel bir krize dönüşmüş durumda. Eritre, çatışmanın başlangıcından bu yana Etiyopya hükümetini desteklerken, Tigray güçleri Eritre ordusunun da sahada aktif olduğunu iddia ediyor. Sudan, Tigray'dan kaçan yüz binlerce mülteciye ev sahipliği yapıyor ve sınır bölgelerinde zaman zaman çatışmalar yaşanıyor. Güney Sudan, Somali ve Kenya gibi ülkeler de istikrarsızlığın yayılmasından endişeli.
Uluslararası toplum, taraflara ateşkes çağrısı yaparken, ABD ve Avrupa Birliği, çatışmanın taraflarına yönelik yaptırım tehditlerini gündeme getirmişti. Ancak bugüne kadar etkili bir diplomatik girişim sağlanamadı. Rusya ve Çin, Etiyopya hükümetine verdikleri destekle Batı'nın baskılarını dengeliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ise konu sürekli erteleniyor.
İnsan hakları örgütleri, çatışmanın her iki tarafında da savaş suçu işlendiğine dair kanıtlar olduğunu belirtiyor. Özellikle Tigray'de cinsel şiddet, keyfi tutuklamalar ve etnik temizlik iddiaları uluslararası soruşturmalara konu oldu. Mekelle'in geri alınması, bu suçların faillerinin cezasız kalması riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Etiyopya, Türkiye'nin Afrika'daki en önemli ekonomik ve stratejik ortaklarından biri. Türk müteahhitlik firmaları ülkede büyük altyapı projeleri yürütüyor; iki ülke arasındaki ticaret hacmi son yıllarda hızla arttı. Çatışmanın uzaması, Türk yatırımlarını ve bölgedeki ekonomik çıkarları riske atıyor. Ayrıca Tigray krizi, Afrika Boynuzu'nda istikrarsızlığı derinleştirerek Kızıldeniz ve Süveyş hattı üzerinden Türkiye'nin deniz ticaret güvenliğini dolaylı olarak etkileyebilir. Ankara'nın taraflara yönelik dengeli bir diplomasi yürütmesi, hem yatırımların korunması hem de bölgesel nüfuz açısından kritik önem taşıyor.