Bloomberg Intelligence analisti Shaheen Contractor'ın Bloomberg ETF IQ programında aktardığı verilere göre, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterlerine yatırım yapan fonların nükleer silah stoklarına maruziyeti Haziran 2025'ten bu yana yüzde 95 oranında arttı. Bu dikkat çekici artış, Avrupa Birliği'nin geçen yıl yayımladığı ve nükleer silah şirketlerini belirli koşullar altında sürdürülebilir yatırım kategorisinde değerlendiren kılavuzun ardından geldi. Söz konusu kılavuz, nükleer enerji yatırımlarını yeşil olarak sınıflandıran AB Taksonomisi ile uyumlu hale getirilirken, savunma sanayiindeki nükleer bileşenlere yönelik yatırımların da önünü açtı.
Gelişmenin Arka Planı
ESG fonları, uzun yıllar boyunca nükleer silah üreticilerini etik yatırım ilkeleri gereği portföylerinden çıkarmıştı. Ancak küresel jeopolitik gerilimlerin artması ve enerji güvenliği endişelerinin ön plana çıkması, yatırım anlayışında köklü bir dönüşüme yol açtı. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası NATO ülkelerinin savunma harcamalarını artırması, nükleer caydırıcılık kapasitesine yapılan yatırımları da beraberinde getirdi.
Bloomberg Intelligence verileri, ESG fonlarının nükleer şirketlere olan toplam maruziyetinin 2025 Haziran'ından bu yana yaklaşık iki katına çıkarak 12 milyar doları aştığını gösteriyor. Bu artışta, ABD merkezli Lockheed Martin, Northrop Grumman ve Birleşik Krallık merkezli BAE Systems gibi savunma devlerinin yanı sıra Fransız nükleer enerji şirketi EDF'nin de etkisi büyük. Söz konusu şirketler, nükleer silah sistemlerinin üretimi ve bakımında kritik rol oynuyor.
AB'nin geçen yıl yayımladığı kılavuz, nükleer silah içeren savunma faaliyetlerini, uluslararası silahsızlanma anlaşmalarına uyulması koşuluyla, sürdürülebilir yatırım olarak sınıflandırmasına olanak tanıdı. Bu düzenleme, ESG fon yöneticilerine yasal bir zemin hazırlarken, birçok yatırımcıyı da nükleer silah stoklarına yönlendirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Nükleer silah yatırımlarındaki bu artış, küresel güvenlik mimarisindeki değişimin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. ABD, Çin, Rusya ve Kuzey Kore arasındaki nükleer silahlanma yarışı, yatırımcıları savunma sektörüne yöneltirken, ESG kriterlerinin yeniden tanımlanmasına da zemin hazırlıyor. Özellikle Pasifik bölgesinde artan gerilimler, Tayvan ve Güney Çin Denizi'ndeki anlaşmazlıklar, nükleer caydırıcılık yatırımlarını hızlandırıyor.
Öte yandan, bazı çevreler bu gelişmeyi ESG ilkelerinin sulandırılması olarak eleştiriyor. Sürdürülebilir yatırımın nükleer silah gibi kitle imha silahlarını kapsamasının etik açıdan sorunlu olduğunu savunan uzmanlar, AB düzenlemelerinin 'yeşil aklama'ya (greenwashing) yol açabileceğini belirtiyor. Ancak yatırım fonları, küresel güvenlik tehditleri karşısında bu tür yatırımların kaçınılmaz olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO'nun nükleer paylaşım politikası kapsamında İncirlik Hava Üssü'nde ABD'nin nükleer silahlarını barındırıyor. ESG fonlarının nükleer silah şirketlerine yönelmesi, Türkiye'nin savunma sanayii yatırımlarını da dolaylı olarak etkileyebilir. Türk savunma şirketleri henüz doğrudan bu fonlardan yararlanmasa da, NATO bünyesindeki nükleer caydırıcılık harcamalarının artması Türkiye'nin güvenlik pozisyonunu güçlendirebilir. Ayrıca, AB düzenlemelerinin ileride Türk savunma şirketlerine de uygulanma potansiyeli, yerli yatırımcılar için yeni fırsatlar doğurabilir. Ancak nükleer silahlanmanın bölgesel istikrarı tehdit etme riski, Türkiye'nin çok boyutlu dış politikasında dikkate alınması gereken bir unsurdur.