Küresel enflasyon oranları hesaplanırken yapılan en büyük hatalardan biri, ev sahiplerinin barınma maliyetlerinin yanlış değerlendirilmesidir. Tüketici fiyat endeksleri (TÜFE) genellikle kiracıların ödediği kiraları baz alırken, ev sahipleri için “sahibinin kullandığı konutun kira eşdeğeri” (owner-occupied housing cost) adı verilen tahmini bir kira değeri kullanır. Ancak bu yöntem, hem teorik hem de pratik açıdan ciddi sorunlar barındırıyor. Son dönemde artan konut fiyatları ve faiz oranları, bu ölçüm hatasının etkisini daha da belirgin hale getirdi. Ekonomistler, enflasyonun gerçekte açıklanandan daha düşük veya yüksek olabileceğini, bunun da merkez bankalarının para politikalarını yanlış yönlendirdiğini belirtiyor.
Ölçüm Sorununun Kökenleri
Mevcut sistemde, ev sahiplerinin konut maliyetlerini ölçmek için iki ana yöntem kullanılıyor: “kira eşdeğeri” ve “net kullanıcı maliyeti”. Kira eşdeğeri yöntemi, ev sahibinin oturduğu evin piyasa kira değerini tahmin eder. Ancak birçok ev sahibi için bu değer, gerçek alternatif maliyeti yansıtmaz. Örneğin, faiz oranları düştüğünde konut fiyatları artsa da kira eşdeğeri hemen değişmez, bu da enflasyonun olduğundan düşük görünmesine yol açar. Diğer yandan net kullanıcı maliyeti yöntemi, faiz oranları, vergi avantajları ve amortisman gibi faktörleri hesaba katar. Ancak bu yöntem de faiz oranlarındaki ani değişimlere aşırı tepki verir. Örneğin, 2022'de faizler yükselirken bu yöntem enflasyonu şişirdi; 2023'te faizler düşerken ise tam tersi oldu.
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) ve ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu gibi kurumlar, yöntemleri üzerinde yıllardır tartışıyor. OECD raporlarına göre, bu sorun özellikle konut sahipliği oranının yüksek olduğu ülkelerde (örneğin İspanya, İtalya ve Türkiye) daha belirgin. Türkiye'de ev sahipliği oranı %60 civarında, bu da enflasyon hesaplamalarının hane halkının önemli bir kesimini yanlış yansıttığı anlamına geliyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Enflasyon ölçümündeki bu hata, yalnızca istatistiksel bir ayrıntı değil; para politikalarını, sosyal yardımları ve ücret sözleşmelerini doğrudan etkiliyor. Merkez bankaları, enflasyon hedeflerini belirlerken yanıltıcı verilere dayanırsa faiz kararları da hatalı oluyor.
Örneğin, Federal Rezerv’in faiz artırımları sırasında konut maliyetlerinin gerçek enflasyonun üzerinde artması, Fed’in daha fazla sıkılaştırma yapmasına yol açtı. Avrupa Merkez Bankası ise kira eşdeğeri yöntemini kullanarak enflasyonu olduğundan düşük gördü ve faiz artırımlarını geciktirdi. Bu tür hatalar, gelişmekte olan ülkelerde daha ciddi sonuçlar doğuruyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, bu konuda alternatif yöntemler geliştirilmesi için çağrıda bulundu. Bazı ülkeler, “sabit faizli ipotek maliyeti” gibi daha istikrarlı göstergeler kullanmaya başladı. Ancak henüz küresel bir mutabakat sağlanmış değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’de enflasyon hesaplamaları, özellikle 2021’den bu yana büyük tartışma konusu oldu. TÜİK’in kullandığı yöntem, uluslararası standartlarla uyumlu olsa da ev sahiplerinin konut maliyetlerini düşük gösterdiği yönünde eleştiriler alıyor. Türkiye’de yüksek enflasyon ve artan konut fiyatları göz önüne alındığında, bu hata gerçek enflasyonun resmi rakamlardan daha yüksek olmasına neden olabilir. Bu durum, Merkez Bankası’nın faiz politikalarını ve hükümetin sosyal yardımlarını etkileyebilir. Türkiye’nin ev sahipliği oranının yüksek olması, bu ölçüm hatasını daha da kritik hale getiriyor. Uluslararası kuruluşların önerdiği alternatif yöntemlerin dikkate alınması, daha sağlıklı ekonomi politikaları için önem taşıyor.