Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (DRC) doğusunda yıllardır süren çatışmalara son vermek amacıyla açıklanan yeni barış yol haritası, bölgede umutları artırdı. Ancak M23 isyancı grubunun statüsü, Ruanda'nın rolü ve güvenlik konusundaki derin anlaşmazlıklar, sürecin başarıya ulaşmasını hâlâ tehdit ediyor. Uluslararası toplum, bu yeni planın kalıcı bir çözüm getirip getiremeyeceğini tartışırken, Kongo hükümeti ile isyancılar arasındaki güvensizlik, barış umutlarını gölgeliyor.
Barış Yol Haritasının Arka Planı
Kongo hükümeti, Birleşmiş Milletler Barış Gücü (MONUSCO) ve bölgesel arabulucular tarafından desteklenen yol haritası, çatışmaların sona erdirilmesi için kapsamlı bir çerçeve sunuyor. Plan, ateşkesin sağlanması, silahlı grupların silahsızlandırılması, mültecilerin geri dönüşü ve bölgesel güvenlik işbirliğinin güçlendirilmesi gibi maddeleri içeriyor. Ancak en tartışmalı konu, M23 isyancılarının talepleri ve Ruanda'nın bu gruplara verdiği iddia edilen destek. Kongo hükümeti, Ruanda'nın M23'e askeri ve lojistik destek sağladığını öne sürerken, Ruanda bu suçlamaları reddediyor ve Kongo'nun kendi topraklarındaki istikrarsızlıktan sorumlu olduğunu savunuyor.
M23 isyancıları, 2012'de Kongo ordusundan ayrılarak doğu Kongo'da kontrolü ele geçirmiş, 2013'te uluslararası baskı sonucu yenilgiye uğratılmıştı. Ancak 2021'de yeniden silahlanan grup, son aylarda önemli bölgeler ele geçirerek Kongo ordusuyla şiddetli çatışmalara girdi. Bu çatışmalar, on binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açtı ve insani krizi derinleştirdi. Yeni yol haritası, M23'ün silah bırakması ve siyasi diyaloğa katılması karşılığında af öngörüyor. Ancak grup, güvenlik garantileri ve siyasi temsiliyet taleplerinde ısrar ederek plana tam olarak uyum sağlayacağına dair net bir işaret vermiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu çatışma sadece Kongo'nun değil, Büyük Göller Bölgesi'nin istikrarını da tehdit ediyor. Ruanda ile Kongo arasındaki gerilim, 1994'teki Ruanda soykırımından bu yana bölgesel ilişkileri şekillendiren tarihsel bir güvensizliğe dayanıyor. Ruanda, Kongo doğusundaki Hutulu milislerin kendi ülkesine yönelik tehdit oluşturduğunu iddia ederken, Kongo da Ruanda'nın bölgedeki zengin maden yataklarını sömürdüğünü öne sürüyor.
Uluslararası toplum, bu yeni barış planını ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılıyor. ABD ve Avrupa Birliği, taraflara yol haritasına bağlı kalma çağrısı yaparken, Rusya ve Çin de bölgesel istikrarın önemine dikkat çekiyor. Ancak uzmanlar, bu planın önceki girişimler gibi kâğıt üzerinde kalabileceği konusunda uyarıyor. Nitekim 2013'te imzalanan ve barış getirmeyen Nairobi Deklarasyonu ile 2019'daki Kongo-Ruanda anlaşması, benzer vaatler içeriyordu ancak uygulanamadı. Bölgedeki diğer silahlı grupların varlığı, maden kaynaklarının kontrolü ve devlet otoritesinin zayıflığı, barışın önündeki derin engeller olarak duruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
DR Kongo'daki barış çabaları, Türkiye'nin Afrika açılımı politikası ve bölgedeki ekonomik çıkarları açısından önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Afrika'nın çeşitli ülkelerinde olduğu gibi Kongo ile de ticaret ve yatırım ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Özellikle savunma sanayii alanında işbirliği potansiyeli bulunuyor; Kongo ordusunun modernizasyonu Türk savunma firmaları için fırsatlar sunabilir. Ancak istikrarsız bir ortam, bu yatırımları riske atıyor. Türkiye, barış sürecini destekleyerek hem bölgesel istikrara katkıda bulunabilir hem de ekonomik çıkarlarını koruyabilir. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nde reform çağrıları yapan Türkiye'nin, Afrika'daki krizlere yönelik çözüm önerileriyle daha aktif bir rol oynaması beklenebilir.