Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (DKC) doğusunda, çatışmalar ve cinsel şiddet olayları tırmanırken, kadınlar kendilerini korumak amacıyla hükümet yanlısı Wazalendo milislerine katılarak silahlanıyor. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütlerinin raporlarına göre, bölgede cinsel şiddet sistematik bir savaş aracı haline gelmiş durumda ve kadınlar çoğu zaman savunmasız kalıyor. Bu koşullar altında, geleneksel olarak erkeklerin egemen olduğu milis yapılarına kadınların katılımı hem bir direniş hem de bir hayatta kalma stratejisi olarak öne çıkıyor.
Arka Plan: Çöken Güvenlik ve Sistematik Şiddet
Doğu DKC, onlarca yıldır çeşitli silahlı grupların (M23, ADF, FDLR ve sayısız yerel milis) kontrol mücadelesine sahne oluyor. Özellikle 2021'den bu yana M23 isyancılarının yeniden güçlenmesi, bölgede geniş çaplı bir güvenlik krizi yarattı. Kongo ordusu (FARDC) ve müttefikleri, sivilleri korumakta yetersiz kalıyor. Bu boşlukta, 'Wazalendo' adı verilen (Swahili'de 'vatanseverler' anlamına gelir) yerel milis grupları ortaya çıktı. Hükümet, bu grupları resmen desteklemese de onlara göz yumuyor ve zaman zaman silah yardımı yapıyor. Wazalendo içindeki kadın sayısı son yıllarda hızla artıyor; kadınlar artık sadece lojistik destek sağlamıyor, aynı zamanda cephede savaşıyor.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) verilerine göre, 2023'te Doğu DKC'de kaydedilen cinsel şiddet vakaları 2022'ye kıyasla %30'dan fazla arttı. Ancak gerçek rakamın çok daha yüksek olduğu, damgalama ve korku nedeniyle birçok olayın bildirilmediği belirtiliyor. Kadınlar, özellikle mülteci kamplarında ve köylerde, silahlı grupların cinsel saldırılarına maruz kalıyor. Uluslararası Af Örgütü'nün bir raporu, M23 kontrolündeki bölgelerde kadınların sistematik olarak tecavüze uğradığını ve cinsel köleliğe zorlandığını ortaya koydu.
Bu koşullar altında, bazı kadınlar için silahlanmak tek çıkış yolu haline geliyor. 28 yaşındaki bir Wazalendo savaşçısı, yerel basına yaptığı açıklamada, 'Köyümüzü basıp kız kardeşimi ve annemi öldürdüklerinde hiçbir şey yapamadım. Şimdi elimde silah var ve bir daha asla çaresiz kalmayacağım' dedi. Ancak kadınların milisler içindeki varlığı da riskleri beraberinde getiriyor: cinsiyet temelli ayrımcılık, cinsel istismar ve savaş suçlarına karışma suçlamaları. İnsan hakları grupları, Wazalendo'nun da zaman zaman sivillere yönelik şiddet eylemlerinde bulunduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Vekalet Savaşı ve İnsani Kriz
Doğu DKC'deki çatışma, sadece iç dinamiklerden kaynaklanmıyor; bölgesel güçlerin vekalet savaşına dönüşmüş durumda. Ruanda'nın M23'ü desteklediği iddiaları, Kongo ile Ruanda arasında gerilimi artırıyor. Uganda'nın da bölgedeki etkisi biliniyor. Bu karmaşık tablo, kadınların durumunu daha da kötüleştiriyor: bir yandan isyancı grupların saldırıları, diğer yandan hükümet yanlısı milislerin keyfi uygulamaları. Uluslararası toplum, DKC'ye yönelik insani yardımları artırmakta yetersiz kalıyor. BM barış gücü MONUSCO'nun çekilme süreci, güvenlik boşluğunu derinleştiriyor.
Kadınların silahlanması, toplumsal cinsiyet rollerini de dönüştürüyor. Geleneksel olarak eve bağlı kalan kadınlar, artık savaşın aktif bir parçası. Ancak bu dönüşüm, beraberinde yeni travmalar getiriyor. Savaş sonrası topluma yeniden entegrasyon, psikolojik destek ve ekonomik fırsatlar olmadan bu kadınlar için yeni bir mücadele anlamına geliyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, silahlı gruplara katılan kadınların çoğunun daha sonra damgalandığını ve dışlandığını raporluyor.
Küresel ölçekte, DKC'deki cinsel şiddet, uluslararası hukuk açısından savaş suçu ve insanlığa karşı suç teşkil ediyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), bölgedeki cinsel şiddet vakalarını soruşturma kapsamına aldı ancak somut adımlar sınırlı. BM Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı kararı, çatışma bölgelerinde kadınların korunmasını ve karar alma süreçlerine katılımını öngörüyor; fakat uygulamada büyük boşluklar var.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Doğu DKC'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika açılımı ve bölgesel güvenlik politikaları açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Afrika'da artan bir diplomatik ve ekonomik varlık gösteriyor; DKC de bu kapsamda işbirliği geliştirilen ülkeler arasında. Bölgedeki güvenlik krizi, Türk firmalarının yatırımlarını ve insani yardım kuruluşlarının faaliyetlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, kitlesel göç dalgaları ve radikalleşme riski, küresel güvenliği tehdit ederek Türkiye'yi de dolaylı yoldan etkileyebilir. Türkiye'nin BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde barış çabalarına destek vermesi, hem bölgesel istikrar hem de uluslararası itibar açısından faydalı olacaktır.