ABD'nin bağımsızlık yıldönümü 4 Temmuz'da kutlanırken, Latin Amerika için bir diğer önemli tarih daha az biliniyor: 1826 Panama Kongresi. Bu kongre, kısa süre önce İspanya'dan bağımsızlığını kazanmış Latin Amerika ülkelerini bir araya getirerek, büyük güçlerin müdahalesine karşı ortak bir savunma mekanizması oluşturmayı amaçlamıştı. Simón Bolívar'ın öncülüğünde toplanan kongre, kıtasal bir ittifak ve ortak bir ordu kurmayı hedeflese de, ABD ve Avrupa'nın baskısıyla başarısızlığa uğradı. Ancak fikri, günümüzde Brezilya liderliğindeki Güney Amerika Uluslar Birliği (UNASUR) ve Meksika öncülüğündeki Latin Amerika ve Karayipler Devletleri Topluluğu (CELAC) gibi oluşumlarla yeniden hayat buluyor.
Tarihsel Arka Plan: Bolívar'ın Rüyası
1824'te Ayacucho Muharebesi ile İspanyol egemenliğinin son kalıntısı da yıkıldıktan sonra, Simón Bolívar yeni bağımsız devletleri birleştirecek bir pan-Amerikan konfederasyonu tasarladı. 22 Haziran-15 Temmuz 1826'da Panama'da düzenlenen kongreye Büyük Kolombiya (günümüz Kolombiya, Venezuela, Ekvador ve Panama), Peru, Meksika, Orta Amerika Federal Cumhuriyeti ve Arjantin temsilcileri katıldı. İngiltere ve Hollanda gözlemci olarak davet edilirken, ABD kongreyi şüpheyle karşıladı. Zira Washington, Monroe Doktrini'ni kendi çıkarları doğrultusunda yorumluyor ve bölgede bağımsız bir güç merkezi oluşmasını istemiyordu. Kongrede imzalanan anlaşmalar, ortak bir ordu, tahkim mekanizması ve serbest ticaret bölgesi öngörüyordu. Ancak kongre sonrasında anlaşmalar yalnızca Büyük Kolombiya tarafından onaylandı; diğer ülkeler ABD ve İngiltere'nin baskısıyla geri çekildi.
Bolívar'ın 'kıtasal birlik' vizyonu, 19. yüzyıl boyunca ABD'nin 'Açık Kader' (Manifest Destiny) politikası ve Avrupa'nın sömürgeci yayılmacılığı karşısında zayıfladı. 1889'da Washington'da düzenlenen ilk Pan-Amerikan Konferansı, ABD'nin 'kardeşlik' söylemi altında bölgeyi ekonomik ve askeri olarak nüfuz altına almasına zemin hazırladı. Soğuk Savaş döneminde ise ABD, Latin Amerika'da komünizmle mücadele bahanesiyle darbe ve müdahaleleriyle hegemonyasını pekiştirdi.
Günümüze Yansımalar: Yeni Pan-Amerikanizm
2000'li yılların başında, sol dalga hükümetler (Venezuela, Brezilya, Arjantin) Bolívar'ın fikirlerini yeniden canlandırdı. 2008'de kurulan UNASUR, savunma konseyi ve enerji işbirliği gibi somut adımlar attı. Ancak 2010'ların sonundaki siyasi krizler ve Brezilya'nın sağa kayması örgütü zayıflattı. 2011'de kurulan CELAC ise ABD ve Kanada'yı dışarıda bırakan ilk kıtasal örgüt olarak dikkat çekti. Günümüzde Meksika'nın aktif rol oynadığı CELAC, göç, iklim değişikliği ve pandemi gibi konularda ortak pozisyon geliştirmeye çalışıyor. Ancak ABD'nin bölgedeki etkisi, özellikle Trump dönemi sonrası, siyasi kutuplaşma ve Çin'in artan yatırımları ile yeni bir boyut kazandı. Panama Kongresi'nin 200. yıldönümüne yaklaşırken, Latin Amerika bağımsızlık ve birlik arasında gidip gelen bir yol ayrımında. Venezuela krizi, Nikaragua'daki otoriterleşme ve Brezilya'daki siyasi istikrarsızlık, kıtasal dayanışmanın önündeki engelleri oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Panama Kongresi'nin mirası, Latin Amerika'nın küresel güçler karşısında özerklik arayışını sembolize ediyor. Türkiye, son yıllarda Latin Amerika'ya yönelik dış politikasında TİKA ve FETÖ ile mücadele gibi dosyaları öne çıkarıyor. Bu bölgesel birlik çabaları, Ankara'nın çok kutuplu dünya vizyonuyla örtüşüyor; ancak Türkiye'nin bölgedeki ticari ve diplomatik ağırlığı henüz ABD, Çin ve AB'nin gerisinde. Yine de Türkiye, Brezilya ve Meksika ile stratejik ortaklıklarını geliştirerek, Latin Amerika'nın bağımsızlıkçı damarına hitap edebilir. Bolívar'ın rüyası, günümüzde küresel güç mücadelelerine karşı bir alternatif olarak yeniden gündeme gelebilir; bu da Türkiye'nin bölgeyle ilişkilerinde yeni bir argüman olabilir.