İklim değişikliğine bağlı aşırı hava olaylarının sayısı küresel çapta artarken, bazı devletler bu krizleri sistematik dezenformasyon kampanyaları için fırsata çeviriyor. Fransa Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü (IRIS) tarafından yayımlanan kapsamlı bir rapor, iklim dezenformasyonunun artık sadece bir yanlış bilgi akışı olmadığını, aksine devletler tarafından kullanılan bir “istikrarsızlaştırma aracı” haline geldiğini ortaya koyuyor. Raporda, özellikle son beş yılda sel, yangın ve kuraklık gibi felaketlerin ardından sosyal medyada organize şekilde yayılan yalan haberlerin, kamuoyunun iklim bilimine olan güvenini zedelediği ve hükümetlerin acil müdahale kapasitesini zayıflattığı vurgulanıyor.
Kriz anlarında dezenformasyon dalgası
IRIS raporuna göre, iklim dezenformasyonu özellikle büyük çaplı doğal afetlerin hemen ardından yoğunlaşıyor. Örneğin, 2023’te Libya’yı vuran Daniel fırtınasının ardından, sellerin “iklim değişikliğiyle ilgisi olmadığı” ve “ABD’nin yapay hava olayı” olduğu yönünde Rusya ve İran merkezli sosyal medya hesaplarından binlerce paylaşım yapıldı. Benzer şekilde, 2024 yazında Avrupa’yı etkileyen rekor sıcak hava dalgası sırasında, sıcaklıkların “normalin üzerinde olmadığı” ve “medyanın abarttığı” iddialarıyla dolaşıma sokulan sahte grafikler, milyonlarca kullanıcıya ulaştı. Rapor, bu tür kampanyaların genellikle koordineli bot ağları ve yalan haber siteleri aracılığıyla yürütüldüğünü, hedef kitlenin ise iklim politikalarına şüpheyle yaklaşan kitleler olduğunu belirtiyor.
Dezenformasyonun etkisi sadece kamuoyu algısıyla sınırlı kalmıyor. IRIS, aşırı hava olayları sırasında yayılan yanlış bilgilerin, kurtarma ekiplerinin çalışmalarını sekteye uğrattığını ve hükümetlerin acil durum yönetimini zorlaştırdığını kaydediyor. Örneğin, 2024’te Brezilya’nın Rio Grande do Sul eyaletinde meydana gelen sel felaketinde, “barajların kasıtlı olarak açıldığı” yönündeki asılsız iddialar, yetkililerin tahliye çağrılarına güveni azalttı ve can kaybını artırdı.
Küresel boyut: Jeopolitik bir araç olarak iklim
İklim dezenformasyonunun jeopolitik boyutu, raporun en çarpıcı bölümlerinden birini oluşturuyor. IRIS, bu kampanyaların genellikle Batı demokrasilerini hedef aldığını ve iklim politikalarını “emperyalist” veya “küreselci komplo” olarak sunarak toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmeyi amaçladığını ortaya koyuyor. Rusya, enerji ihracatına bağımlılığı nedeniyle iklim dezenformasyonunun en aktif kaynakları arasında gösterilirken, Çin’in de özellikle Güney Yarımküre’deki gelişmekte olan ülkelerde Batı’nın iklim taahhütlerini “ikiyüzlülük” olarak yansıtan bir anlatıyı yaygınlaştırdığı belirtiliyor. Raporda ayrıca, İran ve Suudi Arabistan gibi fosil yakıt üreticisi ülkelerin, iklim değişikliğinin “doğal döngüsel bir olay” olduğu tezini destekleyen bilimsel görünümlü sahte araştırmalar finanse ettiğine dikkat çekiliyor.
Bu durum, uluslararası iklim müzakerelerini de olumsuz etkiliyor. IRIS, COP28 gibi zirvelerde dezenformasyon kampanyalarının, gelişmekte olan ülkelerin iklim finansmanı taleplerini zayıflattığını ve fosil yakıtlardan çıkışı hızlandırmaya yönelik kararların sulandırılmasına katkıda bulunduğunu vurguluyor. Uzmanlar, dezenformasyonun yarattığı güvensizlik ortamının, iklim kriziyle mücadelede uluslararası işbirliğini baltaladığı konusunda uyarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, coğrafi konumu ve iklim değişikliğine karşı hassasiyeti nedeniyle bu tür dezenformasyon kampanyalarından doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle Akdeniz havzasında sıklaşan orman yangınları ve seller, kamuoyunda iklim politikalarına yönelik tartışmaları alevlendirebilir. Türkiye’nin, Rusya ve İran gibi aktörlerin yürüttüğü dezenformasyon faaliyetlerine karşı kendi medya okuryazarlığı kapasitesini artırması ve ulusal afet yönetim sistemlerini bu tehdide karşı güçlendirmesi önem taşıyor. Ayrıca, uluslararası platformlarda iklim dezenformasyonuyla mücadele için ortak bir mekanizma kurulması yönündeki çabalara aktif katkı sağlaması, Türkiye’nin bölgesel liderlik rolüne uygun bir adım olacaktır.