İran'ın Hürmüz Boğazı'nda gemilerden geçiş ücreti alma girişimi, deniz ticaret yollarına uygulanan vergilerin bin yıllık tarihini yeniden gündeme taşıyor. Osmanlı padişahlarından Danimarka krallarına kadar pek çok devlet, boğaz ve kanallardan geçen gemilere çeşitli adlar altında ücretler uygulamıştı. Bu uygulama, uluslararası hukukta 'kıyı devletinin egemenlik hakları' ile 'serbest geçiş ilkesi' arasındaki kadim gerilimin en güncel örneğini oluşturuyor.
Boğaz Geçiş Ücretlerinin Tarihsel Kökenleri
Tarihte bilinen ilk düzenli boğaz geçiş ücreti, Bizans İmparatorluğu'nun İstanbul Boğazı'ndan geçen gemilere uyguladığı 'skalatikon' adlı vergidir. Osmanlı İmparatorluğu da 1453'te İstanbul'un fethinden sonra bu geleneği sürdürmüş, özellikle Karadeniz'den Akdeniz'e geçen ticaret gemilerinden 'geçiş resmi' adı altında ücret almıştır. Bu uygulama, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'na kadar devam etmiş, ardından Rusya'nın baskısıyla kaldırılmıştır. Benzer şekilde Danimarka Krallığı, 1429'dan 1857'ye kadar Øresund Boğazı'ndan geçen tüm yabancı gemilere 'Ses Hakkı' (Øresundtolden) adı verilen bir geçiş ücreti uygulamıştır. Bu vergi, Danimarka'nın en önemli gelir kaynaklarından biriydi ve ancak uluslararası baskılar sonucu 1857'de kaldırılmıştır.
Günümüzde ise en tartışmalı geçiş ücreti uygulaması, Hürmüz Boğazı'nda İran tarafından yapılmaktadır. İran, Basra Körfezi'nden Umman Denizi'ne geçişte stratejik konumdaki bu dar su yolunu kontrol ederek, uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirilen bir ücretlendirme sistemi uygulamaktadır. İran'ın bu girişimi, 2020'li yıllarda artan jeopolitik gerilimlerle birlikte daha da belirgin hale gelmiştir.
Bölgesel ve Küresel Boyutlarıyla Hürmüz Boğazı Krizi
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 30'unun geçtiği hayati bir enerji koridoru. İran'ın bu boğazda uyguladığı geçiş ücreti sistemi, yalnızca ticari bir anlaşmazlık değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini etkileyen bir hamle olarak değerlendiriliyor. ABD ve müttefikleri, İran'ın bu uygulamasını uluslararası hukuka aykırı bularak kınıyor. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (UNCLOS) göre, kıyı devletleri boğazlardan geçişi engelleyemez veya ücrete tabi tutamaz. Ancak İran, kendi güvenlik endişeleri ve bölgesel nüfuzunu koruma amacıyla bu tür bir uygulamayı meşrulaştırmaya çalışıyor.
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkeleri, İran'ın bu hamlesine sert tepki gösteriyor. Bölgedeki ticaret yollarının güvenliği, küresel enerji fiyatları üzerinde doğrudan etkili. Uzmanlar, İran'ın geçiş ücreti uygulamasının, askeri bir çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıdığına dikkat çekiyor. Öte yandan, Çin ve Hindistan gibi enerji ithalatçısı ülkeler, boğazın güvenliğinin sağlanması için diplomatik çözüm çağrıları yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının geçiş rejimi konusunda tarihsel bir deneyime sahip. 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye'ye boğazlardan geçişi düzenleme yetkisi verirken, uluslararası hukuk çerçevesinde serbest geçiş ilkesini de güvence altına almıştır. İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki uygulaması, boğazlardan geçiş ücretinin uluslararası hukukta kabul edilebilirliği tartışmasını yeniden alevlendirebilir. Türkiye, enerji ticaretinin önemli bir merkezi olarak, boğaz geçişlerinin uluslararası hukuka uygun, ticaretin akışını engellemeyen bir düzende yürütülmesinden yanadır. Bu nedenle İran'ın girişimine karşı, uluslararası hukukun üstünlüğünü vurgulayan bir duruş sergilemesi beklenir.