Dokuz yıl önce, Malta'nın en önde gelen araştırmacı gazetecisi Daphne Caruana Galizia, arabasına yerleştirilen bombanın patlamasıyla öldürüldü. Caruana Galizia'nın ortaya çıkardığı yolsuzlukların büyük bölümü hâlâ cezasız kalırken, Avrupa kurumlarına Malta'daki cezasızlık kültürüne son verme çağrısı yapılıyor. Avrupa Parlamentosu üyesi Pieter Omtzigt ve gazeteci Emanuel Delia, Brüksel'in bu mücadelede daha aktif rol alması gerektiğini savunuyor.
Suikastın ardındaki isimler ve yargı süreci
Daphne Caruana Galizia, 16 Ekim 2017'de Malta'nın Bidnija köyünde aracına yerleştirilen uzaktan kumandalı bombanın infilak etmesiyle hayatını kaybetti. Yıllarca Malta'nın siyasi ve iş dünyasındaki yolsuzlukları, özellikle de Panama Belgeleri'nde ortaya çıkan offshore hesapları araştırmıştı. Suikastın ardından yürütülen soruşturmada üç kişi cinayetten mahkûm edildi, ancak Caruana Galizia'nın dosyalarında adı geçen birçok isim hâlâ yargılanmadı. Özellikle eski Başbakan Joseph Muscat döneminde yolsuzluk ağına karıştığı iddia edilen iş insanları ve siyasetçiler hakkında somut adımlar atılmadı. Caruana Galizia'nın ailesi, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde bulunarak bağımsız bir uluslararası soruşturma talep etti. Ancak Malta yargısı, yıllardır süren davalarda bir türlü nihai sonuç üretmedi.
Malta'da cezasızlık ve Avrupa'nın sorumluluğu
Pieter Omtzigt ve Emanuel Delia, The Guardian'da kaleme aldıkları yazıda, Caruana Galizia'nın ölümünün sadece bir cinayet değil, aynı zamanda Avrupa'da basın özgürlüğüne yönelik bir saldırı olduğunu vurguluyor. Yazarlara göre, Malta'daki yargı sistemi ve kolluk kuvvetleri, suikastın arkasındaki azmettiricileri bulma konusunda isteksiz davrandı. Avrupa Birliği'nin hukuk devleti ilkesini koruma görevi çerçevesinde Malta'ya yönelik yaptırımlar uygulaması gerektiğini belirtiyorlar. Avrupa Parlamentosu, 2018'den bu yana Malta'daki hukuk devleti ihlallerine dair birçok karar aldı; ancak somut yaptırım mekanizmaları devreye girmedi. Caruana Galizia'nın ailesinin avukatları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptıkları başvuruda, Malta devletinin gazetecinin yaşam hakkını koruyamadığını savunuyor. Dava halen devam ediyor. Avrupa Komisyonu, Malta'ya yönelik hukuk devleti prosedürünü 2020'de başlattı, fakat bugüne kadar ciddi bir yaptırım uygulanmadı. Bu durum, AB'nin kendi içindeki yolsuzluk ve cezasızlıkla mücadelede ne kadar etkili olduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Avrupa'da basın özgürlüğü ve hukuk devleti tartışması
Daphne Caruana Galizia davası, Avrupa genelinde basın özgürlüğü ve gazeteci güvenliği konusunda bir dönüm noktası olarak görülüyor. Avrupa Gazeteciler Federasyonu ve Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, Malta'yı 'gazeteciler için güvenli olmayan ülkeler' listesinde üst sıralara taşıdı. Caruana Galizia'nın ölümünden bu yana Avrupa'da birçok gazeteci benzer tehditlerle karşılaştı; Slovakya'da Jan Kuciak ve Martina Kušnírová 2018'de, Hollanda'da Peter R. de Vries 2021'de öldürüldü. Bu cinayetler, Avrupa'da organize suç ve siyasi yolsuzluk ağlarının gazetecilere yönelik sistematik baskısını gözler önüne seriyor. Avrupa Birliği, 2024'te yürürlüğe giren Medya Özgürlüğü Yasası ile gazetecileri korumayı amaçlıyor; ancak uygulama ve denetim konusunda üye ülkeler arasında büyük farklılıklar bulunuyor. Malta gibi küçük ada ülkelerinde, ekonomik ve siyasi elitlerin iç içe geçtiği yapılar, reform çabalarını zayıflatıyor. Caruana Galizia'nın ailesi, mücadeleyi sürdürerek Avrupa'nın bu konuda daha fazla sorumluluk alması gerektiğini her fırsatta dile getiriyor. Avrupa Parlamentosu'nun 2025'te kabul ettiği bir kararda, Malta'daki yargı bağımsızlığı ve yolsuzlukla mücadele konusundaki eksiklikler eleştirildi; ancak bağlayıcı bir yaptırım kararı çıkmadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Daphne Caruana Galizia suikastı ve Malta'daki cezasızlık, Türkiye için doğrudan bir dış politika konusu olmasa da, Avrupa'da hukuk devleti ve basın özgürlüğü tartışmalarının seyri açısından önem taşıyor. Türkiye, AB ile ilişkilerinde sık sık hukuk devleti ve temel haklar konusunda eleştirilere maruz kalıyor. Malta örneği, AB'nin kendi içindeki yolsuzluk ve gazeteci cinayetleri karşısındaki tutumunu gözler önüne seriyor. Bu durum, Türkiye'nin AB'ye yönelik 'çifte standart' eleştirilerini güçlendirebilir. Ayrıca, Avrupa'da yükselen aşırı sağ ve organize suç ağları, Türkiye'nin bölgesel güvenliği açısından da yakından takip edilmesi gereken bir olgu. Türk gazeteciler için de basın özgürlüğü ve güvenliği evrensel bir mesele; Malta'daki cezasızlık, küresel ölçekte gazetecilere yönelik tehditlerin arttığı bir dönemde uyarıcı bir örnek.