Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güney banliyölerinde yer alan Dahiye semtinde binlerce kişi, İran’ın İsrail karşısındaki duruşuna destek vermek üzere bir araya geldi. Hizbullah'ın kalesi olarak bilinen ve 2006 savaşında ağır hasar alan Dahiye'de düzenlenen gösteride, İran'ın askeri ve siyasi desteğini öven pankartlar taşındı. Katılımcılar, İran'ın bölgede 'direniş ekseni' olarak adlandırılan yapının kilit unsuru olduğunu vurguladı. Miting, son dönemde İsrail-Lübnan sınırında artan gerilim ve İran'ın nükleer programına yönelik Batı baskılarına rağmen gerçekleşti. Göstericiler, İran'ın Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü komutanlarının posterlerini taşıyarak, 'Kahrolsun İsrail' ve 'İran bizimle' sloganları attı.
Gelişmenin Arka Planı
Dahiye'deki gösteri, İran'ın Suriye'deki varlığına yönelik İsrail saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde düzenlendi. İsrail, son aylarda İran destekli milislerin Suriye'deki mevzilerine yönelik hava saldırılarını artırırken, Hizbullah da Lübnan-İsrail sınırında olası bir çatışmaya hazırlık sinyali veriyor. Gösterinin liderleri arasında Hizbullah'ın üst düzey isimleri de yer alırken, yapılan konuşmalarda İran'ın bölgesel nüfuzunun 'direnişin sigortası' olduğu belirtildi. İran yönetimi, uluslararası yaptırımlara rağmen Hizbullah'a askeri ve mali desteğini sürdürdüğünü her fırsatta yinelerken, Dahiye'deki kalabalık da bu dayanışmanın bir yansıması olarak yorumlandı.
Öte yandan, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın son konuşmalarında İran'a olan bağlılığı vurguladığı ve İsrail'in Lübnan'a yönelik olası bir saldırısında Tahran'ın desteğinin hayati olduğunu ifade ettiği biliniyor. Dahiye sakinleri, 2006 savaşının yıkımını henüz tam olarak atlatamamışken, yeni bir çatışma endişesi taşıyor. Gösteri, bu kaygıların tersine, halkın önemli bir kesiminin hâlâ direniş söylemine bağlı olduğunu ortaya koydu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Dahiye'deki gösteri, sadece Lübnan'ın iç siyasetini yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Ortadoğu'daki İran-İsrail geriliminin bir tezahürü olarak da değerlendiriliyor. İran'ın bölgesel nüfuzu, Yemen'den Suriye'ye, Irak'tan Lübnan'a kadar geniş bir coğrafyada doğrudan ya da vekil güçler aracılığıyla hissediliyor. İsrail ise İran'ın nükleer programını ve Hizbullah'ın füze kapasitesini 'varoluşsal tehdit' olarak nitelendiriyor. ABD yönetimi, İran'la nükleer müzakerelerin çıkmaza girdiği bir dönemde, Tahran'a yönelik yaptırımları sıkılaştırmayı sürdürürken, bölgedeki müttefiklerini İran destekli gruplara karşı uyarıyor.
Uzmanlar, bu tür gösterilerin Hizbullah'ın İran'a olan stratejik bağımlılığını pekiştirdiğini ancak aynı zamanda Lübnan'ı İran-İsrail çatışmasının bir cephesi haline getirme riski taşıdığını dile getiriyor. Dahiye'deki olay, İran'ın bölgesel projesinin halk düzeyinde hâlâ güçlü bir karşılık bulduğunu, ancak Lübnan'ın derin ekonomik kriz ve siyasi tıkanıklık yaşadığı bu dönemde, sokakların tercihlerinin ülkenin geleceğini nasıl şekillendireceği ise belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki bu gösteri, Ortadoğu'daki İran-İsrail gerilimini tırmandıran bir gelişme olarak Türkiye'nin güvenlik ve dış politika hesaplarını doğrudan ilgilendiriyor. Ankara, bir yandan İsrail'le son dönemde normalleşme adımları atarken, diğer yandan İran'la enerji ve ekonomi alanlarında iş birliğini sürdürüyor. Dahiye'deki gösteri, Türkiye'nin bölgedeki dengeli politikasını zorlayabilecek potansiyele sahip; çünkü İran'ın nüfuz alanının genişlemesi, Suriye'deki Türk askeri varlığı ve İdlib'deki durum üzerinde dolaylı etkilere yol açabilir. Ayrıca, Lübnan'daki krizin derinleşmesi, Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve göç hareketleri açısından Türkiye'yi etkileyebilecek ikincil sonuçlar doğurabilir.