İsrailli üst düzey bir yetkili, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun son görüşmesinde İran'a yönelik askeri saldırı da dahil olmak üzere tüm seçenekleri masaya yatırdığını doğruladı. Middle East Eye'ın canlı blogunda yer alan habere göre, iki liderin görüşmesi Tahran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine karşı ortak bir duruş sergilenmesi açısından kritik bir döneme denk geldi. Görüşmenin, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması ve bölgedeki vekil güçleri üzerinden tırmanan gerilimlerin gölgesinde gerçekleştiği belirtiliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Trump ile Netanyahu arasındaki görüşme, Beyaz Saray'da gerçekleşti ve yaklaşık üç saat sürdü. İsrailli yetkilinin verdiği bilgiye göre, liderler İran'ın nükleer tesislerine yönelik potansiyel bir saldırının askeri ve diplomatik sonuçlarını detaylı bir şekilde ele aldı. Görüşmede ayrıca İran'ın balistik füze programı, bölgedeki milis gruplara verdiği destek ve ABD'nin yaptırım politikaları gibi konular da gündeme geldi. Netanyahu, İran'ın nükleer anlaşmadan kaynaklanan kısıtlamaları aşarak %60 seviyesine kadar uranyum zenginleştirdiğini ve bu durumun İsrail için varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Trump ise İran'a karşı ekonomik baskıyı artırma sözü verirken, askeri seçeneğin de masada olduğunu yineledi.
Görüşme öncesinde İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan, yaptığı açıklamada İran'ın müzakere masasına geri dönebileceğini ancak tehditler karşısında boyun eğmeyeceğini söylemişti. Bu açıklamalar, Washington ve Tel Aviv'in ortak tutumuna karşı Tahran'ın diplomatik bir çıkış yolu aradığı şeklinde yorumlandı. Ancak İsrailli yetkili, İran'ın nükleer programının tamamen durdurulması sağlanana kadar hiçbir seçeneğin dışlanmadığını belirtti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump ve Netanyahu'nun İran'a yönelik tüm seçenekleri görüşmesi, Orta Doğu'da yeni bir çatışma dalgası endişelerini beraberinde getirdi. Uzmanlar, İsrail'in İran'a olası bir saldırısının bölgesel bir savaşa dönüşebileceği ve bu durumdan Körfez ülkeleri, Lübnan, Suriye ve Yemen gibi ülkelerin doğrudan etkilenebileceği uyarısında bulunuyor. İran'ın İsrail'e yönelik misilleme tehditleri ve Hizbullah'ın İsrail sınırındaki askeri varlığı, tansiyonu daha da artırıyor. Öte yandan, ABD'nin İran'a yönelik politikaları, uluslararası toplumda da tepki çekiyor. Çin ve Rusya, Tahran'a destek vererek ABD'nin tek taraflı yaptırımlarını eleştiriyor. Avrupa Birliği ise diplomasiye dönülmesi çağrısında bulunuyor. Bu gelişmeler, Orta Doğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendirirken küresel enerji piyasalarında da dalgalanmalara neden oluyor. Petrol fiyatları, İran'a yönelik bir askeri operasyon ihtimaliyle birlikte yükselişe geçti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'a yönelik olası bir askeri müdahale, Türkiye'nin güvenliğini ve ekonomisini doğrudan etkileyebilecek bir gelişmedir. Türkiye, İran ile sınır komşusuve tarihsel olarak karmaşık ilişkilere sahiptir. Bölgede artan bir çatışma, Türkiye'nin güney sınırlarında istikrarsızlığı beraberinde getirebilir, mülteci akışlarını tetikleyebilir ve enerji tedarik zincirlerini kesintiye uğratabilir. Ayrıca, Türkiye'nin İran ile ticari ilişkileri ve enerji bağımlılığı göz önüne alındığında, olası yaptırımlar veya askeri operasyon Türk ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, diplomatik çözümlerden yana bir tutum sergilemekte ve bölgesel istikrarın korunması için arabulucu rol üstlenmeye çalışmaktadır. Türkiye'nin bu krizde oynayacağı rol, hem kendi ulusal çıkarları hem de bölgesel barış açısından belirleyici olacaktır.