Antalya'da düzenlenecek COP31 iklim zirvesine katılacak devlet ve hükümet başkanlarının erken konuşmacı listesine göre, yalnızca 77 lider zirvede söz alacak. Bu sayı, COP28'deki zirve katılımının yaklaşık üçte biri kadar. İklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir dönemeçte yapılan bu toplantıya üst düzey katılımın düşük olması, küresel iklim diplomasisinin karşı karşıya olduğu zorlukları gözler önüne seriyor.
Zirve Katılımında Dikkat Çeken Düşüş
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) tarafından yayımlanan geçici konuşmacı listesine göre, 10-21 Kasım 2025 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirilecek COP31'e 77 devlet başkanı ve hükümet başkanının katılması bekleniyor. Bu sayı, 2023 yılında Dubai'de yapılan COP28 zirvesine kayıtlı yaklaşık 130 liderin oldukça altında. COP28, Paris Anlaşması sonrası en yüksek katılımlı zirvelerden biri olarak hatırlanıyor. COP31'e gösterilen ilginin azalması, özellikle büyük ekonomilerin ve kilit aktörlerin iklim müzakerelerine olan bağlılığı konusunda soru işaretleri yaratıyor.
İklim zirvelerine lider katılımı, müzakerelerin seyrini doğrudan etkileyebiliyor. Devlet başkanlarının varlığı, ülkelerin taahhütlerini güçlendirmesi ve nihai anlaşmaların siyasi sahiplenmesi açısından önem taşıyor. Ancak bu yılki tablo, iklim değişikliğinin küresel gündemdeki önceliğinin azaldığına dair endişeleri artırıyor. Uzmanlar, jeopolitik gerilimler, ekonomik belirsizlikler ve enerji güvenliği gibi konuların iklim müzakerelerinin önüne geçtiğini belirtiyor.
Küresel İklim Diplomasisinde Zorlu Dönem
COP31, Paris Anlaşması'nın hedeflerine ulaşmak için kritik bir eşik olarak görülüyor. Zirvede, ülkelerin 2035 için yeni emisyon azaltım hedeflerini (NDC'ler) sunmaları ve iklim finansmanı konusunda ilerleme kaydedilmesi bekleniyor. Ancak lider katılımının düşük olması, bu hedeflere ulaşma konusunda kararlılık sinyali vermiyor. Özellikle Çin, ABD, Hindistan gibi büyük emisyon salıcılarının lider düzeyinde temsil edilip edilmeyeceği henüz net değil. Zirve öncesi yayımlanan listede bu ülkelerin durumu belirsizliğini koruyor.
İklim aktivistleri ve sivil toplum kuruluşları, lider katılımındaki düşüşü endişeyle karşılıyor. Bu durumun, iklim krizine yönelik küresel iradeyi zayıflatabileceği ve müzakerelerde somut adımlar atılmasını zorlaştırabileceği vurgulanıyor. Ayrıca, ev sahibi Türkiye'nin zirveye gösterdiği ev sahipliği çabalarına rağmen, uluslararası toplumun yeterli ilgiyi göstermemesi, iklim adalet tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
Öte yandan, COP31'in Antalya'da yapılması, Türkiye'nin iklim diplomasisindeki artan rolünü gösteriyor. Türkiye, son yıllarda yenilenebilir enerji ve iklim politikalarında adımlar atsa da, hala fosil yakıtlara bağımlılığı ve emisyon artışı nedeniyle eleştiriliyor. Zirve, Türkiye için küresel iklim liderliği gösterme fırsatı sunarken, aynı zamanda ülkenin kendi iklim performansını iyileştirmesi yönünde baskı oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
COP31'e ev sahipliği yapmak, Türkiye'nin uluslararası iklim diplomasisindeki konumunu güçlendirme fırsatı. Ancak lider katılımının düşük olması, zirvenin etkisini azaltabilir ve Türkiye'nin ev sahibi olarak elde etmeyi umduğu diplomatik kazanımları sınırlayabilir. Türkiye, Akdeniz havzasında iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkelerden biri olarak, zirveyi kendi iklim politikalarını ve yeşil enerji dönüşümünü hızlandırmak için bir platform olarak kullanabilir. Ayrıca, düşük katılım, gelişmekte olan ülkelerin iklim finansmanı ve teknoloji transferi gibi taleplerinin yeterince ele alınmaması riskini doğuruyor; bu durum Türkiye'nin adil bir iklim düzenine yönelik savunuculuğunu zorlaştırabilir.