Finans blogcusu Dawn Cher, çocuk sahibi olmanın maliyetlerinin yanı sıra, ebeveynlerin mevcut yaşam tarzlarından vazgeçme isteksizliğinin de aile kurmayı finansal olarak ulaşılmaz kıldığını söylüyor. Cher, özellikle Asya ülkelerinde genç çiftlerin kariyer, seyahat ve harcama alışkanlıklarını değiştirmek istememesi nedeniyle doğurganlık oranlarının düştüğünü belirtiyor. Singapur merkezli blog yazarı, çocuk sahibi olmanın sadece doğrudan harcamalar (eğitim, sağlık, barınma) değil, aynı zamanda fırsat maliyetleri (terfi kaybı, boş zaman kısıtlaması) içerdiğini vurguluyor. Bu durum, özellikle büyük şehirlerde yaşayan profesyonel çiftler arasında yaygın bir endişe kaynağı.
Gelişmenin arka planı
Dawn Cher, kişisel finans blogu "The Woke Salaryman" ile tanınan bir isim. Cher, yazılarında genellikle Singapur'daki genç profesyonellerin karşılaştığı finansal zorlukları ele alıyor. Son yazısında, bir çocuğun yıllık maliyetini hesaplarken sadece okul ücretleri, sağlık sigortası ve gıda gibi kalemleri değil, aynı zamanda ebeveynlerin işten ayrılma veya yarı zamanlı çalışma durumunda kaybedeceği geliri de hesaba katmak gerektiğini belirtiyor. Cher'e göre, birçok çift çocuk yapmaktan kaçınıyor çünkü mevcut yaşam standartlarından ödün vermek istemiyor. Örneğin, yılda iki kez yurtdışı tatili yapmak, lüks restoranlarda yemek yemek veya son model telefon almak gibi alışkanlıklar, çocuk sahibi olduktan sonra sürdürülemez hale geliyor. Cher, bu durumun özellikle Singapur, Hong Kong, Güney Kore ve Japonya gibi gelişmiş Asya ekonomilerinde doğurganlık oranlarının rekor düşük seviyelere inmesine katkıda bulunduğunu ifade ediyor.
Singapur'da 2023 yılında toplam doğurganlık hızı 1,04'e gerileyerek tarihin en düşük seviyesini gördü. Benzer şekilde, Güney Kore'de 2023 doğurganlık hızı 0,72 ile dünya ortalamasının çok altında kaldı. Uzmanlar, bu düşüşte ekonomik kaygıların yanı sıra kültürel faktörlerin de etkili olduğunu belirtiyor. Özellikle kadınların iş gücüne katılım oranının yüksek olduğu bu ülkelerde, çocuk bakımının yetersizliği ve iş-yaşam dengesi sorunları aile kurma kararını geciktiriyor veya tamamen engelliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Asya-Pasifik bölgesinde düşen doğurganlık oranları, hükümetler için ciddi bir demografik kriz anlamına geliyor. Yaşlanan nüfus, azalan iş gücü ve artan sağlık harcamaları gibi sorunlar, ülkelerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Singapur, Güney Kore, Japonya ve Tayvan gibi ülkeler, doğum oranlarını artırmak için çeşitli teşvik programları uyguluyor. Bunlar arasında nakit yardımlar, doğum izni düzenlemeleri, sübvansiyonlu çocuk bakımı ve konut desteği yer alıyor. Ancak Cher'in belirttiği gibi, bu teşvikler çoğu zaman yetersiz kalıyor çünkü temel sorun yalnızca maddi değil, aynı zamanda yaşam tarzı tercihleriyle ilgili. Küresel ölçekte, benzer eğilimler diğer gelişmiş ülkelerde de gözlemleniyor. Örneğin, Avrupa'da doğurganlık oranları 2010'dan bu yana istikrarlı bir şekilde düşüyor. Ekonomik belirsizlikler, konut fiyatlarındaki artış ve kariyer odaklı yaşam tarzı, çocuk sahibi olmayı erteleyen veya tamamen vazgeçen çiftlerin sayısını artırıyor. Bu durum, iş gücü piyasasında daralmaya, sosyal güvenlik sistemlerinde baskıya ve yenilikçilik kapasitesinde azalmaya yol açabiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de benzer eğilimler gözlemlenmekle birlikte, doğurganlık oranı hâlâ nüfus yenileme düzeyinin üzerinde (2023 itibarıyla 1,51). Ancak büyük şehirlerde yaşayan genç, eğitimli çiftler arasında çocuk yapma kararını erteleme veya vazgeçme eğilimi artıyor. Cher'in analizi, Türkiye için de önemli çıkarımlar sunuyor: Ekonomik istikrarsızlık, yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri, aile kurmayı zorlaştırıyor. Ayrıca, kadınların iş gücüne katılımı arttıkça, iş-yaşam dengesi ve çocuk bakımı desteği konuları ön plana çıkıyor. Türkiye'nin uyguladığı doğum teşvikleri (doğum yardımı, ücretsiz izin vb.) bir nebze olsun destek sağlasa da, uzun vadeli bir nüfus politikası için yaşam tarzı değişikliklerini de kapsayan daha kapsamlı bir yaklaşıma ihtiyaç var. Bu bağlamda, Asya örneği, Türkiye için erken uyarı niteliği taşıyor.