Çin'in 6 Temmuz'da Tuvalu açıklarında gerçekleştirdiği balistik füze denemesi, Pasifik ada ülkeleri arasında güvenlik ve diplomasi alanındaki derin görüş ayrılıklarını ortaya çıkardı. Analistlere göre, bölge ülkelerinin Pekin'le kurduğu farklı düzeylerdeki siyasi ve ekonomik bağlar, Çin'in askeri hamlesine karşı ortak bir tavır belirlenmesini zorlaştırıyor. Adaların bir kısmı Çin'den kalkınma yardımı ve yatırım alırken, diğerleri Tayvan'la diplomatik ilişkilerini sürdürüyor ya da ABD ve müttefikleriyle güvenlik bağlarını derinleştiriyor.
Gelişmenin arka planı: Füze denemesi ve bölge ülkelerinin tepkileri
Çin ordusu, 6 Temmuz günü Tuvalu'ya 600 kilometre mesafedeki uluslararası sularda bir kıtalararası balistik füze (ICBM) denemesi yaptı. Deneme, Pasifik Okyanusu'nda bir 'barış okyanusu' vizyonunu benimseyen Pasifik Adaları Forumu (PIF) üyesi ülkeler arasında tedirginliğe yol açtı. Füzenin rotası, Avustralya ve Yeni Zelanda'nın hava sahasına tecavüz etmese de, bölge ülkeleri denemenin zamanlaması ve yeri konusunda bilgilendirilmediklerini belirterek tepki gösterdi.
Fiji, Vanuatu ve Solomon Adaları gibi Pekin'le yakın ekonomik bağları olan ülkeler, konuyla ilgili resmi bir kınama yapmaktan kaçındı. Buna karşılık, Papua Yeni Gine ve Avustralya ile güvenlik iş birliği anlaşması bulunan Palau, denemenin 'bölgesel istikrarı tehdit ettiğini' söyledi. Marshall Adaları ve Mikronezya ise Çin'in hamlesini 'askeri yayılmacılığın bir parçası' olarak nitelendirdi. Farklı tepkiler, bölgenin Çin karşısında nasıl bir duruş sergileyeceği sorusunu gündeme getirdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Pasifik'te artan jeopolitik rekabet
Çin'in bu hamlesi, Pasifik'te ABD ve müttefikleriyle giriştiği nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak görülüyor. Washington, geçtiğimiz yıl Palau, Mikronezya ve Marshall Adaları'yla güvenlik anlaşmalarını yenileyerek bölgedeki askeri varlığını artırmıştı. Aynı zamanda Çin, Solomon Adaları'yla güvenlik iş birliği anlaşması imzalayarak Batı'yı endişelendirmişti. Analistler, füze denemesinin Çin'in bölgesel askeri kabiliyetlerini sergileme ve Pasifik ülkelerine mesaj verme amacı taşıdığını belirtiyor.
Öte yandan, Pasifik ada ülkeleri iklim değişikliği, balıkçılık hakları ve kalkınma finansmanı gibi konularda ortak çıkarlara sahip olsa da, büyük güç rekabeti arasında sıkışmış durumda. PIF üyesi ülkeler, 2019'da imzaladıkları 'Boé Deklarasyonu'nda bölgeyi bir 'barış okyanusu' olarak tanımlamıştı ancak bu vizyon, Çin'in askeri adımları karşısında test ediliyor. Uzmanlar, bölge ülkelerinin Çin'le ilişkilerini çeşitlendirirken aynı zamanda güvenlik endişelerini nasıl yöneteceğinin Pasifik jeopolitiğinin geleceğini belirleyeceğini söylüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin Pasifik ada ülkeleriyle doğrudan diplomatik veya ekonomik bağları sınırlı olsa da, bölgedeki gelişmeler küresel jeopolitik dengeleri etkileme potansiyeli taşıyor. Çin'in askeri yayılmacılığı, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Hint-Pasifik bölgesindeki güç dengesini yeniden şekillendiriyor. Ankara, Çin'le iş birliğini sürdürürken aynı zamanda ABD ve NATO müttefikleriyle olan ilişkilerini de yönetmek zorunda. Bu nedenle, Pasifik'te yaşanan gerginlikler, çok kutuplu dünya düzeninde küçük devletlerin büyük güçler arasında denge kurma çabalarının bir yansıması olarak Türk dış politikası için de dersler barındırıyor.