Körfez ülkelerinin ekonomilerini inşa eden, temizleyen, araç kullanan, güvenlik sağlayan ve işleten göçmen işçiler, bölgedeki savaşların unutulmuş sivil kayıpları haline geldi. Asya'dan gelen milyonlarca göçmen işçi, Körfez'deki çatışmalarda ne korunuyor ne de temsil ediliyor. Uluslararası toplum, bu görünmez kurbanları görmezden geliyor.
Göçmen İşçilerin Körfez Ekonomisindeki Rolü ve Kırılganlığı
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri — Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Umman — dünya genelinde en yüksek göçmen işçi oranına sahip. Bu ülkelerde işgücünün %70 ila %90'ı yabancı işçilerden oluşuyor. Çoğunluğu Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Nepal, Sri Lanka ve Filipinler'den gelen bu işçiler, inşaat, temizlik, ev hizmetleri, güvenlik ve perakende gibi düşük ücretli sektörlerde çalışıyor. Kafala sistemi olarak bilinen sponsorluk düzeni, işçilerin iş değiştirmesini veya ülkeden çıkmasını işverenin iznine bağlıyor. Bu durum onları istismara açık hale getiriyor.
Son yıllarda Körfez'de yaşanan çatışmalar — Yemen iç savaşı, Suudi Arabistan-İran gerilimi, Katar ablukası ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlikler — göçmen işçileri doğrudan etkiliyor. Örneğin, 2019'da Suudi Arabistan'ın Abqaiq ve Khurais tesislerine yapılan saldırılar, bölgede çalışan binlerce göçmen işçinin tahliyesine yol açtı. 2020'de Katar'a uygulanan abluka sırasında, gıda ve ilaç sıkıntısı çeken göçmen işçiler, ülkelerine dönmekte zorlandı. Yemen'deki savaşta ise Suudi liderliğindeki koalisyonun hava saldırıları, sınır bölgelerinde çalışan göçmen işçileri de vurdu.
Uluslararası Koruma Mekanizmalarının Yetersizliği
Uluslararası hukuk, savaş durumunda sivilleri korumak için Cenevre Sözleşmeleri'ni ve diğer insancıl hukuk kurallarını içeriyor. Ancak göçmen işçiler, vatandaşlık haklarından yoksun oldukları için bu korumalardan tam olarak yararlanamıyor. Körfez ülkeleri, mülteci statüsüne ilişkin 1951 Sözleşmesi'ne taraf değil. Bu nedenle, savaş veya kriz anında göçmen işçiler yasal bir boşlukta kalıyor. İşverenleri onları terk ettiğinde veya ülkelerine dönüş imkanı bulamadıklarında, ne sığınma hakkı ne de diplomatik koruma elde edebiliyorlar.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM) gibi kuruluşlar, göçmen işçilerin haklarını savunmak için çeşitli girişimlerde bulunuyor. Ancak bu çabalar, Körfez hükümetlerinin egemenlik kaygıları ve işverenlerin direnci nedeniyle sınırlı kalıyor. 2021'de Katar'da düzenlenen Dünya Kupası öncesinde yapılan işçi hakları reformları, bazı iyileştirmeler sağlasa da kapsamlı bir koruma sağlamadı. Benzer şekilde, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 planı kapsamında yabancı işçilere yönelik bazı düzenlemeler yapıldı; ancak bunlar daha çok ekonomik verimliliği artırmaya yönelikti.
Savaş durumunda göçmen işçilerin tahliyesi için etkili bir mekanizma yok. 2015'te Yemen'deki çatışmalar sırasında, binlerce göçmen işçi kendi imkanlarıyla ülkelerine dönmeye çalıştı; birçoğu yolda mahsur kaldı veya hayatını kaybetti. Uluslararası toplum, bu tür krizlerde hızlı ve koordineli bir tahliye operasyonu düzenlemekte yetersiz kaldı. Göçmen işçilerin çoğu, düşük ücretlerle çalıştıkları için acil durumlar için birikim yapamıyor; ayrıca pasaportlarına el konulması gibi uygulamalar, hareket özgürlüklerini kısıtlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Asya Ülkelerinin Sorumluluğu
Göçmen işçilerin korunması yalnızca Körfez ülkelerinin değil, aynı zamanda göç veren Asya ülkelerinin de sorumluluğunda. Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Nepal ve Filipinler gibi ülkeler, vatandaşlarını yurtdışına gönderirken onların haklarını korumak için daha etkili politikalar geliştirmeli. Ancak bu ülkeler, döviz girdisi ve işsizliğin azalması gibi ekonomik faydalar nedeniyle genellikle Körfez ülkeleriyle ilişkilerini bozmaktan kaçınıyor. Örneğin, Nepal hükümeti, işçilerin hak ihlallerine rağmen Körfez'e işçi göndermeye devam ediyor.
Küresel düzeyde ise, göçmen işçilerin korunması için bağlayıcı bir uluslararası anlaşma bulunmuyor. Birleşmiş Milletler Göçmen İşçilerin ve Ailelerinin Haklarının Korunması Sözleşmesi, Körfez ülkeleri tarafından imzalanmadı. Bu durum, göçmen işçilerin savaş ve kriz anlarında korunmasız kalmasına neden oluyor. Sivil toplum kuruluşları ve insan hakları savunucuları, uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırıyor; ancak siyasi irade eksikliği nedeniyle somut adımlar atılamıyor.
Sonuç olarak, Körfez'deki savaşlar ve istikrarsızlıklar, Asyalı göçmen işçileri orantısız şekilde etkiliyor. Bu işçiler, ne savaşan tarafların ne de uluslararası kuruluşların önceliğinde. Onların korunması için hem göç veren hem de göç alan ülkelerin işbirliği yapması, uluslararası hukukun etkin uygulanması ve kafala sisteminin reforme edilmesi gerekiyor. Aksi halde, Körfez'in görünmez emekçileri, savaşların sessiz kurbanları olmaya devam edecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Körfez ülkeleriyle artan ekonomik ve siyasi ilişkileri nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Türk inşaat şirketleri, Körfez'de birçok projede çalışıyor ve zaman zaman Türk vatandaşları da bölgede istihdam ediliyor. Körfez'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve ticaret yollarını tehdit edebilir. Ayrıca Türkiye, Asyalı göçmen işçilerin korunması konusunda uluslararası platformlarda aktif rol alarak insani diplomasi yürütebilir. Bu, hem bölgesel itibarını artırır hem de küresel göç yönetiminde söz sahibi olmasını sağlar. Ancak Türkiye'nin öncelikli önceliği, kendi vatandaşlarının Körfez'deki haklarının korunması ve olası krizlerde tahliyelerinin güvence altına alınması olmalıdır.