Çin’in geçtiğimiz aylarda kabul ettiği “Etnik Birlik Yasası”, Pekin yönetiminin ülkedeki etnik azınlıklara yönelik politikalarını yasal zemine oturturken, uluslararası toplumun bu gelişmeye karşı tepkisi beklenenin aksine oldukça sönük kaldı. Daha önce Çin’in insan hakları ihlalleri nedeniyle sıkça başvurulan yaptırım, kamuoyu baskısı, kınama ve uluslararası mekanizmalar gibi araçlar artık etkisiz hale gelmiş durumda. Bu durum, Batılı ülkelerin Çin’e karşı kullanabileceği geleneksel diplomatik ve ekonomik araçların büyük ölçüde törpülendiğini gösteriyor.
Yasanın Arka Planı ve Uluslararası Tepkisizlik
Çin Ulusal Halk Kongresi tarafından onaylanan yasa, ülkedeki 56 etnik grubun “birliğini ve dayanışmasını” güçlendirmeyi hedefliyor. Ancak eleştirmenler, yasanın özellikle Uygur Türkleri, Tibetliler ve Moğollar gibi azınlıkların kültürel ve dini haklarını daha da kısıtlayacağını savunuyor. Yasanın dil, eğitim ve medya üzerinde merkezi denetimi artırdığı, etnik kimliklerin ifadesini engellediği belirtiliyor.
Buna rağmen, ABD ve Avrupa Birliği gibi aktörlerin tepkisi sınırlı kaldı. Washington, daha önce Sincan’daki Uygur toplumuna yönelik uygulamalar nedeniyle bazı Çinli yetkililere yaptırım uygulamıştı, ancak yeni yasaya karşı kapsamlı bir yaptırım paketi açıklamadı. Avrupa Birliği ise konuyu insan hakları diyaloğu çerçevesinde ele almayı tercih ediyor, ancak somut adımlardan kaçınıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nde yapılan oturumlarda Çin’e yönelik eleştiriler ise genellikle destekçi ülkeler tarafından engelleniyor.
Uzmanlar, uluslararası toplumun Çin’e karşı tepkisiz kalmasının arkasında birkaç neden olduğunu belirtiyor. Birincisi, Çin’in artan ekonomik ve askeri gücü, Batılı ülkeleri doğrudan karşı karşıya gelmekten alıkoyuyor. İkincisi, küresel tedarik zincirlerinde Çin’e bağımlılık, yaptırımların maliyetini artırıyor. Üçüncüsü, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali gibi diğer jeopolitik krizler, uluslararası gündemi meşgul ediyor ve Çin konusuna daha az dikkat kalmasına neden oluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin’in etnik birlik yasası, yalnızca ülke içindeki azınlıkları değil, aynı zamanda komşu ülkelerdeki etnik grupları da etkileyebilecek potansiyele sahip. Özellikle Orta Asya’daki Türk devletleri, Moğolistan ve Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin sınırları içindeki etnik akrabaları nedeniyle bu gelişmeyi yakından izliyor. Yasa, Çin’in “birleşik çok etnikli ulus” anlayışını güçlendirirken, sınır ötesi etnik dayanışma ve irredentist hareketleri teşvik edebileceği endişesi yaratıyor.
Küresel ölçekte ise, bu yasa Çin’in uluslararası insan hakları normlarından uzaklaştığına dair algıyı pekiştiriyor. Ancak Pekin, yasanın egemenlik hakkı olduğunu ve içişlerine karışma olarak görüldüğünde bunu kabul etmeyeceğini vurguluyor. Batılı ülkelerin bu konuda ortak bir tutum geliştirememesi, Çin’e karşı kullanılan geleneksel baskı araçlarının artık işe yaramadığını gösteriyor. Bu durum, gelecekte insan hakları ihlalleri karşısında uluslararası toplumun nasıl bir yol izleyeceği sorusunu gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin’in etnik birlik yasası, Türkiye’nin dış politikasında hassas bir denge unsuru oluşturuyor. Türkiye, Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleriyle kültürel ve tarihi bağları nedeniyle Çin’in azınlık politikalarını yakından takip ediyor. Ancak aynı zamanda Çin ile ekonomik ilişkileri de güçlendirmeye çalışıyor. Yasanın, özellikle Doğu Türkistan olarak da bilinen Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygur Türklerinin haklarını daha da kısıtlaması, Ankara’da endişeyle karşılanıyor. Türkiye, BM ve diğer platformlarda konuyu gündeme getirmeye devam ederken, Pekin’le ticari ilişkileri bozmamaya özen gösteriyor. Bu durum, Türkiye’nin insan hakları savunusu ile ekonomik çıkarları arasında bir denge kurma çabasını yansıtıyor.