Çin'in hızla büyüyen askeri kapasitesi, önümüzdeki on yıl içinde Avustralya'ya yönelik saldırı kabiliyetini önemli ölçüde artıracak. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü (ASPI) tarafından yayımlanan bir rapora göre, Pekin'in yeni nesil kara, deniz ve hava silah sistemlerini devreye sokması, Asya-Pasifik bölgesindeki güç dengesini kökten değiştiriyor. Raporda, Çin'in askeri modernizasyonunun Avustralya'nın coğrafi tecridini sorguladığı ve ülkenin uzun süredir güvendiği savunma avantajlarını aşındırdığı belirtiliyor.
Gelişmenin arka planı
ASPI raporu, Çin'in 2020'li yılların başından itibaren askeri harcamalarını yılda ortalama %7 artırdığını ve bu trendin devam etmesi halinde 2030'lara kadar bölgedeki en büyük savunma bütçesine sahip ülke haline geleceğini vurguluyor. Özellikle hipersonik füzeler, denizaltılar ve uzay tabanlı istihbarat sistemlerindeki ilerlemeler, Avustralya'nın kıta büyüklüğündeki topraklarını korumasını zorlaştırıyor. Raporda ayrıca Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki yapay ada üslerine konuşlandırdığı uzun menzilli füze bataryalarının, Avustralya'nın kuzey kıyılarını doğrudan tehdit ettiği ifade ediliyor.
Uzmanlar, bu gelişmelerin Avustralya için caydırıcılık stratejisinde köklü bir değişiklik gerektirdiğini söylüyor. Canberra, şu ana kadar coğrafi izolasyonu sayesinde askeri tehditlerden büyük ölçüde korunmuştu. Ancak Çin'in kıtalararası balistik füze sistemlerini geliştirmesi ve denizaltı filosunu genişletmesi, bu avantajı ortadan kaldırmaya başladı. Raporda, Avustralya'nın kendi füze savunma sistemlerini güçlendirmesi ve ABD ile ittifakını derinleştirmesi gerektiği savunuluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'in askeri genişlemesi yalnızca Avustralya'yı değil, tüm Asya-Pasifik güvenlik mimarisini yeniden şekillendiriyor. Raporda, ASEAN ülkelerinin artan Çin baskısı karşısında tarafsızlık politikalarını gözden geçirdikleri ve bazılarının ABD ile askeri işbirliğini artırdıkları belirtiliyor. Aynı zamanda, Çin'in Hint-Pasifik bölgesindeki varlığı, Japonya, Hindistan ve Güney Kore gibi ülkelerin savunma bütçelerini artırmasına neden oldu.
Küresel ölçekte, Çin'in silahlanma yarışına girmesi, dünya genelinde askeri dengeleri etkiliyor. Putin'in Rusya'sıyla yakınlaşan Pekin, teknoloji transferi ve ortak tatbikatlarla Batı ittifakına meydan okuyor. Rapora göre, Çin'in hipersonik silah alanındaki hakimiyeti, Washington'un füze savunma sistemlerini aşma potansiyeline sahip. Bu durum, nükleer caydırıcılık teorilerini de sarsıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin dış politika ve güvenlik dengelerini doğrudan etkilemese de, küresel askeri harcamaların artması ve bölgesel ittifakların yeniden şekillenmesi, Ankara'nın da pozisyon almasını gerektirebilir. Çin'in Pasifik'teki yükselişi, ABD'nin Avrupa ve Orta Doğu'ya ayırdığı kaynakları yeniden dağıtmasına neden olabilir. Türkiye, NATO üyesi olarak Batı ittifakı içinde kalırken, Çin ile ekonomik ilişkilerini de sürdürmek zorunda. Bu ikili denge, önümüzdeki yıllarda daha hassas hale gelebilir.