Çin’in Avrupa Birliği’nden (AB) ithalatı üç aylık kesintisiz yükselişin ardından düşüşe geçti. Bu gelişme, Pekin lehine giderek büyüyen ticaret dengesizliğini yeniden körükleyerek AB ile Çin arasındaki ticari gerilimi tırmandırdı. Blok, Çin’in aşırı üretim kapasitesi ve devlet sübvansiyonlarına karşı koruyucu önlemler almayı değerlendirirken, yeni veriler Çin’in AB ile ticaret fazlasının Şubat ayında 31,4 milyar avroya ulaştığını gösterdi. Bu rakam, bir önceki aya göre hafif bir düşüşe rağmen tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.
Gelişmenin Arka Planı: İthalatın Düşüşü ve İhracatın Yükselişi
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre, Çin’in AB’den ithalatı Şubat ayında bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6,2 oranında azaldı. Bu, Kasım 2024’ten bu yana ilk kez bir düşüş olarak kaydedildi. Öte yandan Çin’in AB’ye ihracatı yüzde 15,1 artarak 39,5 milyar avroya ulaştı. Bu durum, AB’nin Çin mallarına olan bağımlılığının devam ettiğini ve Çin’in ihracat odaklı büyüme modelinin sürdüğünü ortaya koyuyor.
Ticaret fazlasındaki artışın temel nedenleri arasında Çin’in yeşil enerji dönüşümü kapsamında sübvanse ettiği elektrikli araçlar, güneş panelleri ve lityum bataryalar gibi ürünlerin ihracatındaki patlama yer alıyor. AB, bu ürünlere yönelik Çin sübvansiyonlarının haksız rekabet yarattığı gerekçesiyle soruşturma başlatmış ve bazı ürünlere ek gümrük vergileri getirmişti. Ancak bu önlemler henüz ticaret akışlarını önemli ölçüde etkilemiş değil.
Özellikle Almanya, Fransa ve Hollanda gibi büyük AB ekonomileri Çin’in ihracat hamlesinden en çok etkilenen ülkeler olarak öne çıkıyor. Alman otomotiv endüstrisi, Çin’in elektrikli araç ihracatındaki agresif fiyat politikası karşısında pazar kaybı yaşarken, Fransız şarap üreticileri de Çin’in misilleme vergileri nedeniyle zor durumda. Çin’in AB’den yaptığı ithalattaki düşüş, Avrupa’nın tüketici talebindeki zayıflama ve Çinli tüketicilerin yabancı markalara yönelik azalan ilgisiyle de ilişkilendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: AB'nin Cevabı ve Jeopolitik Riskler
AB, Çin’in ticaret fazlasına karşı koymak için kapsamlı bir strateji geliştiriyor. Brüksel’deki “ekonomik güvenlik” paketi kapsamında, Çin menşeli mallara yönelik antidamping vergileri artırılıyor, devlet ihalelerinde AB’li firmalara öncelik tanıyan düzenlemeler hayata geçiriliyor ve stratejik sektörlerde (yapay zeka, yarı iletkenler, kuantum teknolojileri) yabancı yatırımlar sıkı denetime tabi tutuluyor. AB Ticaret Komiseri Maros Sefcovic, yakın zamanda yaptığı açıklamada, “Çin’in piyasa erişimi konusunda daha fazla adım atması gerekiyor. Aksi halde gerekli koruyucu önlemleri almaktan çekinmeyeceğiz,” ifadelerini kullandı.
Ticaret fazlasındaki büyüme, AB içinde siyasi tartışmaları da beraberinde getiriyor. Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde gibi isimler, “stratejik özerklik” ve “AB’nin ekonomik egemenliği” kavramlarını öne çıkararak Çin’e karşı daha sert önlemler alınmasını savunuyor. Buna karşılık Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, ticaret savaşının her iki taraf için de yıkıcı olacağını belirterek diyaloğun sürdürülmesinden yana. Bu görüş ayrılığı, AB’nin Çin politikasında bir çatlak oluşturuyor.
Küresel boyutta ise ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşının gölgesinde AB, ikinci büyük ticaret ortağı olan Çin ile ilişkilerini yeniden tanımlamaya çalışıyor. IMF’nin Nisan 2025 Dünya Ekonomik Görünümü raporu, ticaret parçalanmasının küresel GSYİH’yı 2030’a kadar yüzde 7 oranında azaltabileceği uyarısında bulunuyor. Bu bağlamda AB-Çin dengesizliği, sadece iki tarafı değil, tüm küresel tedarik zincirlerini etkileyebilecek potansiyele sahip.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin hem AB hem de Çin ile olan ticari ilişkileri açısından yakından izlenmelidir. AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sürecinde olan Türkiye, AB’nin Çin’e karşı uygulayacağı ek vergilerden ve düzenlemelerden doğrudan etkilenebilir. Özellikle Çin menşeli girdilere bağımlı Türk ihracatçıları, AB’nin getireceği vergi yükünün maliyetlerini hissedebilir. Aynı zamanda Çin’in fazla üretim kapasitesini yeni pazarlara yönlendirme çabası, Türkiye’nin ev tekstili, hazır giyim ve elektronik gibi sektörlerinde rekabet baskısını artırabilir. Öte yandan, AB’nin Çin’den uzaklaşarak Asya’da alternatif tedarikçiler arayışı, Türkiye için yeni lojistik ve ticaret fırsatları doğurabilir. Türkiye’nin bu küresel yeniden yapılanmada stratejik konumunu avantaja çevirebilmesi için AB ile ilişkilerini derinleştirmesi ve Çin’e karşı bağımsız bir ticaret politikası geliştirmesi kritik önem taşıyor.