Kuzey Kore, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in ülkeyi ziyaret edeceğine dair söylentilerin yoğunlaştığı bir dönemde, 18 Şubat 2025 sabahı Japon Denizi'ne (Doğu Denizi) doğru iki kısa menzilli balistik füze fırlattı. Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı, füzelerin yaklaşık 300 kilometre menzile sahip olduğunu ve denize düştüğünü açıkladı. Japonya hükümeti ise füzelerin ülkenin münhasır ekonomik bölgesi dışına düştüğünü belirterek, Pyongyang'ı kınadı. Bu deneme, Kuzey Kore'nin bu yıl gerçekleştirdiği ilk füze atışı olarak kayıtlara geçti ve uluslararası toplumda tansiyonu yeniden yükseltti.
Gelişmenin arka planı: Diplomasi ve askeri modernizasyon
Uzmanlar, Kuzey Kore'nin bu füze denemesini, ülkenin askeri modernizasyon takviminin diplomatik takvimden bağımsız ilerlediğinin bir göstergesi olarak yorumluyor. Pyongyang yönetimi, 2024 yılı boyunca nükleer ve füze programlarını geliştirmeye devam etmiş, özellikle katı yakıtlı balistik füzeler ve hipersonik silahlar üzerinde çalışmıştı. Son denemede kullanılan füzelerin, Kuzey Kore'nin 2024 yılında tanıttığı KN-24 kısa menzilli balistik füze sistemi olduğu tahmin ediliyor. Bu sistem, düşük irtifada manevra kabiliyeti yüksek, savaş başlığı taşıma kapasitesine sahip ve füze savunma sistemlerini aşma potansiyeli taşıyor.
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, 2023 yılı sonunda yaptığı konuşmada, ülkesinin nükleer caydırıcılık kapasitesini sürekli artıracağını ve dış güçlerin baskılarına boyun eğmeyeceğini vurgulamıştı. Bu çerçevede, yıl boyunca düzenli olarak füze denemeleri gerçekleştiren Kuzey Kore, sadece deneme değil aynı zamanda askeri geçit törenleri ve tatbikatlarla da güç gösterisinde bulunuyor. Denemenin zamanlaması ise, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Kuzey Kore'yi ziyaret edeceği yönündeki iddiaların ortasında gelmesiyle dikkat çekiyor. Her ne kadar resmi bir açıklama yapılmasa da, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, "iki ülke arasındaki üst düzey temasların normal bir şekilde devam ettiğini" ifade etmişti.
Bölgesel ve küresel boyut: Gerilim hattı yeniden ısınıyor
Kuzey Kore'nin füze denemesi, bölgede zaten yüksek olan tansiyonu daha da artırdı. Güney Kore, denemeye tepki olarak kısa menzilli hava-yer füzeleriyle bir tatbikat düzenledi ve Japonya ile ortak bir basın açıklaması yaparak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni toplantıya çağırdı. ABD ise yaptığı açıklamada, Kuzey Kore'nin eylemlerinin bölgesel istikrarı tehdit ettiğini ve diplomatik çözüm arayışlarını baltaladığını belirterek, Pyongyang'a yönelik yaptırımların devam edeceğini bildirdi. Çin ve Rusya ise, bu türden kınama açıklamalarına genellikle daha mesafeli yaklaşıyor ve diyalog çağrısı yapıyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı, denemenin ardından yaptığı açıklamada, "Kore Yarımadası'ndaki durumun tüm tarafların itidal göstermesi ve siyasi çözüm arayışına yönelmesi gerektiğini" ifade etti.
Uzmanlar, Kuzey Kore'nin ilerleyen dönemde daha karmaşık füze sistemlerini test etmeye devam edebileceğini ve ABD başkanlık seçimleri öncesi bu tür adımlarla dikkati üzerine çekmek isteyeceğini belirtiyor. Ayrıca, Çin-ABD rekabetinin derinleştiği bir ortamda, Pyongyang'ın elindeki bu kozu, müzakere masasında daha avantajlı bir konum elde etmek için kullanması muhtemel. Bununla birlikte, Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanma konusunda somut bir adım atmayacağı, aksine nükleer cephaneliğini genişletme stratejisini sürdüreceği öngörülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kuzey Kore'nin füze denemeleri, Türkiye'nin doğrudan güvenlik çıkarlarını etkilemese de, küresel güç dengesi ve bölgesel gerilimler açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Kuzey Kore'nin füze teknolojisindeki ilerlemeleri, özellikle uzun menzilli füze ve nükleer başlık taşıma kapasitesi, uluslararası silahlanma yarışını tetiklemekte ve füze teknolojilerinin yayılmasını kolaylaştırmaktadır. Türkiye, kendi füze savunma sistemlerini geliştirme çabaları içindeyken, bu tür gelişmeler küresel silahlanmanın seyrini etkileyebilir. Ayrıca, Kuzey Kore ile Türkiye arasında sınırlı ticari ve diplomatik ilişkiler bulunsa da, Pyongyang'ın nükleer programı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki tartışmaları derinleştirmekte ve Türkiye'nin de üyesi olduğu uluslararası kuruluşlarda karar mekanizmalarını etkilemektedir. Dolayısıyla, bu gerilim hattındaki gelişmeler, Türkiye'nin dış politika yapıcıları tarafından takip edilmeye devam edecektir.