Pekin'e, Batı'nın artan jeopolitik baskıları ve kısıtlamaları karşısında denizaşırı çıkarlarını korumak için kapsamlı bir 'sistem' kurması yönünde çağrı yapıldı. Çağrıda, uluslararası kuralları yeniden şekillendirecek diplomatik angajman ve diğer ülkelerle daha derin güvenlik işbirliği ihtiyacı vurgulandı. Bu gelişme, Çin'in genişleyen küresel ayak izinin giderek artan bir baskı altında olduğu bir dönemde geldi.
Arka Plan: Çin'in Küresel Yayılımı ve Artan Baskılar
Çin, son yirmi yılda Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) başta olmak üzere Asya, Afrika, Avrupa ve Latin Amerika'da altyapı yatırımları, ticaret anlaşmaları ve stratejik ortaklıklarla küresel etkisini hızla genişletti. Ancak bu genişleme, özellikle ABD ve Avrupa Birliği'nin 'yabancı dezenformasyon', 'ekonomik baskı' ve 'teknoloji transferi' gibi gerekçelerle getirdiği kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı. Washington, Huawei'ye yönelik yaptırımlar, çip ihracat kontrolleri ve yarı iletken teknolojilerine getirilen kısıtlamalarla Pekin'in teknolojik ilerlemesini yavaşlatmayı hedefliyor. Ayrıca, Avustralya, Japonya ve Güney Kore gibi bölge ülkeleri de Çin'in ekonomik nüfuzuna karşı mesafeli duruş sergiliyor.
Bu ortamda, Çinli düşünce kuruluşları ve akademisyenler, hükümete denizaşırı varlıkların, vatandaşların ve şirketlerin korunması için daha etkin bir mekanizma kurulması çağrısında bulunuyor. Öneriler arasında, yurtdışındaki Çin vatandaşlarının tahliyesi için hızlı müdahale ekipleri, denizaşırı yatırımların sigortalanması için yeni finansal araçlar ve ev sahibi ülkelerle güvenlik anlaşmaları yer alıyor. Aynı zamanda, uluslararası kuralların yeniden şekillendirilmesi için çok taraflı platformlarda daha aktif diplomasi yürütülmesi gerektiği belirtiliyor. Çin'in halihazırda Cibuti'de bir denizaşırı askeri üssü bulunuyor ve bu üssün lojistik destek ve deniz güvenliği operasyonları için genişletilmesi tartışılıyor.
Uzmanlar, Çin'in 'küresel güvenlik girişimi' ve 'küresel kalkınma girişimi' gibi konseptlerle uluslararası sistemde alternatif bir vizyon sunmaya çalıştığını, ancak bunun somut koruma mekanizmalarıyla desteklenmediğini vurguluyor. Özellikle Afrika ve Orta Doğu'daki istikrarsızlık, Çin vatandaşlarının ve yatırımlarının güvenliğini tehdit ediyor. 2023'te Sudan'daki iç savaş sırasında yüzlerce Çinli tahliye edilmiş, ancak operasyonun koordinasyonu ve hızı eleştirilmişti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Bir Soğuk Savaş Dinamiği
Çin'in denizaşırı çıkar koruma arayışı, küresel güç dengelerinde önemli bir kırılma noktasına işaret ediyor. ABD, Çin'i 'uluslararası düzeni revize etmeye çalışan revizyonist bir güç' olarak tanımlarken, Pekin kendisini 'mevcut sisteme uyum sağlayan ve onu daha adil hale getirmeye çalışan' bir aktör olarak sunuyor. Ancak her iki tarafın da askeri ve ekonomik araçları kullanarak nüfuz alanlarını genişletme çabası, dünyayı yeni bir bloklaşmaya sürüklüyor.Güneydoğu Asya'da, Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik anlaşmazlıkları, Çin'in deniz ticaret yollarını koruma ihtiyacını artırıyor. Malacca Boğazı'na bağımlılığı azaltmak için Pakistan'daki Gwadar Limanı ve Myanmar'daki Kyaukphyu Limanı gibi alternatif güzergahlar geliştiriliyor. Ancak bu projeler, ev sahibi ülkelerdeki siyasi istikrarsızlık ve borç tuzağı endişeleriyle gölgeleniyor. Afrika Boynuzu'nda ise Cibuti'deki üs, Çin'in Aden Körfezi ve Süveyş Kanalı'na erişimini güvence altına alıyor.
Avrupa'da ise Çin, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle '17+1' platformu üzerinden ilişkilerini derinleştirmeye çalışsa da, Rusya'nın Ukrayna işgali sonrası bu ülkelerin Batı'ya yönelmesi Pekin'in planlarını zora soktu. Latin Amerika'da ise Venezüella, Arjantin ve Brezilya gibi ülkelerle artan ticaret ve yatırım, ABD'nin 'Monroe Doktrini'ni yeniden canlandırma çabalarıyla çatışıyor.
Çin'in 'sistem' kurma çağrısı, sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik ve diplomatik araçları da içeren çok katmanlı bir stratejiyi gerektiriyor. Bu kapsamda, Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) ve Kuşak ve Yol Girişimi gibi kurumların daha etkin kullanılması, yerel para birimleriyle ticaretin yaygınlaştırılması ve dijital altyapı projelerine ağırlık verilmesi öngörülüyor. Ancak bu stratejinin başarısı, Çin'in ev sahibi ülkelerle kuracağı güven ilişkisine ve Batı'nın karşı hamlelerine bağlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in denizaşırı çıkarlarını koruma yönündeki bu hamlesi, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek unsurlar taşıyor. Türkiye, Kuşak ve Yol Girişimi'nin orta koridorunda kilit bir konumda ve Çin ile ekonomik işbirliğini derinleştirme arzusunda. Ancak NATO üyesi olarak Batı'nın Çin'e yönelik teknoloji ve güvenlik kısıtlamalarına uyum sağlamak zorunda. Çin'in askeri üs arayışları, Türkiye'nin bölgesel güvenlik dengelerini etkileyebilir; özellikle Doğu Akdeniz ve Kafkasya'da. Ayrıca, Türkiye'deki Çin yatırımları ve Uygur Türkleri konusu, iki ülke arasında hassas bir denge unsuru. Çin'in daha agresif bir koruma stratejisi izlemesi, Türkiye'nin diplomatik manevra alanını daraltabilir ve Ankara'nın hem Batı hem Doğu ile ilişkilerini dengeleme çabasını zorlaştırabilir.