Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, çarşamba günü Pekin'de İranlı mevkidaşı ile bir araya gelerek İran ve ABD'ye aklıselim davranma, itidal gösterme, İslamabad Memorandumu'na geri dönme ve "esaslı istişarelerde bulunma" çağrısı yaptı. Reuters'ın aktardığına göre Wang, görüşmede tarafların diyalog yoluyla anlaşmazlıkları çözmesi gerektiğini vurguladı.
Diplomatik hamlenin arka planı
Wang Yi'nin bu açıklaması, İran ile ABD arasında nükleer müzakerelerin yıllardır askıya alındığı ve bölgesel gerilimin yüksek seyrettiği bir dönemde geldi. İslamabad Memorandumu, 2019 yılında Pakistan'ın arabuluculuğuyla İran ve ABD arasında varılan ve müzakere sürecinin çerçevesini çizen bir belge olarak biliniyor. Ancak ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak İran nükleer anlaşmasından çekilmesi ve ardından uygulanan yaptırımlar, bu süreci akamete uğrattı.
Çin, son yıllarda İran ile kapsamlı bir ortaklık anlaşması imzalamış ve bölgede artan ekonomik ve siyasi nüfuzunu diplomasiye dönüştürmeye çalışıyor. Pekin'in bu hamlesi, ABD'nin İran'a yönelik "azami baskı" politikasını sürdürdüğü ve yeni yaptırım paketlerinin tartışıldığı bir döneme denk geliyor. Uzmanlar, Çin'in arabuluculuk girişimini hem enerji güvenliği hem de Kuşak ve Yol Girişimi'nin istikrarı açısından kritik görüyor.
İran tarafı ise ABD'den yaptırımların kaldırılmasını ve nükleer anlaşmaya tam uyumun karşılıklı adımlarla sağlanmasını istiyor. Tahran, son aylarda uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak Batı'nın endişelerini derinleştirmiş durumda. Wang Yi'nin çağrısı, bu kısır döngüyü kırmayı amaçlıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-ABD gerilimi, yalnızca nükleer dosyayla sınırlı değil. Basra Körfezi'ndeki güvenlik, Irak ve Suriye'deki istikrarsızlık, Lübnan ve Yemen'deki vekalet savaşları, bu iki ülke arasındaki mücadelenin yansımaları olarak görülüyor. Çin'in devreye girmesi, küresel güç dengelerinde önemli bir kaymayı işaret ediyor: Pekin, artık sadece ekonomik değil, siyasi bir aktör olarak da Orta Doğu'da söz sahibi olmak istiyor.
Çin'in İran'a yönelik diplomatik hamlesi, aynı zamanda Rusya ve Çin'in BM Güvenlik Konseyi'nde İran lehine sergilediği tutumla uyumlu. Moskova ve Pekin, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarını eleştiriyor ve anlaşmazlığın diplomasiyle çözülmesi gerektiğini savunuyor. Ancak uzmanlar, Çin'in elinde ABD'yi masaya döndürecek yaptırım gücü olup olmadığını sorguluyor.
Bu gelişme, aynı zamanda İslamabad'ın arabuluculuk rolünü yeniden hatırlatıyor. Pakistan, hem İran hem de ABD ile ilişkilerini dengeleyerek bölgesel bir diplomatik aktör olma iddiasını sürdürüyor. Ancak İslamabad Memorandumu'nun hayata geçmesi için tarafların karşılıklı güven tesis etmesi gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve ABD ile müttefiklik ilişkisi nedeniyle bu denklemde hassas bir konumda. İran-ABD geriliminin düşürülmesi, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrarı açısından olumlu. Ayrıca Çin'in arabuluculuk girişimi, Türkiye'nin de dahil olduğu Astana süreci gibi platformlara alternatif oluşturabilir. Ankara, İran'a yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve nükleer anlaşmanın canlandırılmasını destekliyor. Bu süreçte Türkiye, hem Batı hem de Doğu ile diyalog kanallarını açık tutarak denge politikası izlemeye devam edecek.