İsrail'de ekonomist ve sosyal bilimci Prof. Dan Ben-David, ülkenin karşı karşıya olduğu en büyük tehdidin dışarıdan değil, içeriden geldiğini savunuyor. Son yazısında, demografik değişimlerin tetiklediği eğitim çöküşünün İsrail'in ekonomik ve toplumsal geleceğini ciddi şekilde tehlikeye attığını belirtiyor. Ben-David'e göre, hızlı nüfus artışı gösteren ultra-Ortodoks (Haredi) ve Arap toplumlarındaki eğitim seviyesinin düşüklüğü, ülkenin beşeri sermayesini eritiyor ve yenilikçi ekonomisini tehdit ediyor. Bu iç tehdit, İsrail'in dış tehditlere karşı koyma kapasitesini de zayıflatıyor.
Eğitimde Çöküşün Arka Planı
İsrail, uzun yıllar boyunca yüksek teknoloji ve inovasyonla desteklenen güçlü bir ekonomiye sahip oldu. Ancak Prof. Ben-David'in işaret ettiği veriler, bu başarının sürdürülebilirliğinin tehlikeye girdiğini gösteriyor. Ülkedeki eğitim sisteminde ciddi bir ayrışma yaşanıyor: laik Yahudi nüfusun çocukları uluslararası standartlarda iyi eğitim alırken, Haredi ve Arap toplumlarındaki çocuklar temel becerilerden bile yoksun kalıyor. Ben-David, bu durumun demografik ağırlıklarının değişmesiyle daha da kötüleştiğini vurguluyor. Haredi nüfusun her 12-15 yılda ikiye katlandığını, Arap nüfusun da benzer bir hızla arttığını belirtiyor. Bu toplulukların eğitim sistemine entegrasyonu ise son derece yetersiz. Haredi okullarında (heder ve yeshiva) matematik, fen ve İngilizce gibi temel dersler ya hiç okutulmuyor ya da çok sınırlı veriliyor. Arap okullarında ise altyapı eksikliği ve ayrımcılık nedeniyle eğitim kalitesi düşük. Sonuç olarak, gelecekte İsrail iş gücünün önemli bir kısmı vasıfsız kalacak ve ülke ekonomisi rekabet gücünü yitirecek. Ben-David, 2023'te yayınlanan bir raporunda, eğer mevcut eğilimler devam ederse, 2050'ye kadar İsrail'in kişi başına gelirinin OECD ortalamasının altına düşebileceğini öngörüyor. Ayrıca, bu eğitim açığı, ülkenin yüksek teknoloji sektöründe ihtiyaç duyduğu kalifiye iş gücünü sağlayamamasına yol açacak ve yabancı yatırımların azalmasına neden olabilecek.
Eğitimdeki bu çöküş, sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve siyasi sonuçlar da doğuruyor. İsrail toplumu, eğitimli laik kesim ile eğitimsiz dindar ve Arap kesim arasında derin bir uçurumla karşı karşıya. Bu durum, toplumsal kutuplaşmayı artırıyor ve demokrasinin işleyişini zorlaştırıyor. Ben-David, Haredi partilerin siyasetteki artan ağırlığının, eğitim reformlarını engellediğini ve statükoyu koruduğunu savunuyor. Ayrıca, askerlik hizmetinden muaf tutulan Haredi gençlerin artması, ordunun insan kaynağını da tehdit ediyor. Bu iç tehdit, İsrail'in dış tehditlere karşı koyma kapasitesini zayıflatırken, ülkenin uluslararası alandaki konumunu da sarsıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'deki eğitim krizi yalnızca ülke içi bir sorun olarak kalmıyor; bölgesel ve küresel dengeleri de etkiliyor. İsrail, Orta Doğu'da teknoloji ve inovasyon merkezi olarak önemli bir rol oynuyor. Ekonomik gücünün zayıflaması, bölgedeki istikrarı ve Batı ile olan ittifak ilişkilerini de etkileyebilir. Özellikle, İsrail'in savunma sanayii ve siber güvenlik alanındaki üstünlüğü, kalifiye iş gücüne bağlı. Eğitimdeki çöküş, bu alanlarda da gerilemeye yol açabilir. Ayrıca, İsrail'in demografik yapısındaki değişim, Filistin sorununa bakış açısını da etkileyebilir. Arap nüfusun eğitim seviyesinin düşük kalması, onların ekonomik ve sosyal entegrasyonunu zorlaştırarak, iki devletli çözüm umutlarını azaltabilir. Küresel açıdan ise, İsrail'in teknoloji ihracatı ve yatırım çekme kapasitesi düşerse, bu durum dünya ekonomisi için de olumsuz bir gelişme olur. Ben-David'in analizi, İsrail'in iç sorunlarının sadece kendi geleceğini değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı ve küresel teknoloji ekosistemini de etkileyebileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki eğitim çöküşü ve demografik değişim, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmasa da, bölgesel dengeler açısından önemli sonuçlar doğurabilir. İsrail'in ekonomik ve teknolojik gücünün zayıflaması, Doğu Akdeniz'deki güç dengesini etkileyebilir. Türkiye, bölgede istikrarın korunması ve ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi açısından İsrail ile ilişkilerini dikkatli bir şekilde yönetmeli. Ayrıca, İsrail'deki iç kutuplaşma ve eğitim açığı, Filistin meselesine yönelik politikaları da etkileyebilir. Türkiye, bölgesel barış ve istikrar için İsrail'in iç dinamiklerini yakından takip etmeli ve olası gelişmelere karşı hazırlıklı olmalı.