Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran makamlarının 2022 yılında ülke genelinde yayılan protestolara yönelik baskı sırasında insanlığa karşı suç işlediğini duyurdu. Örgüt, yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği bu süreçte İran güvenlik güçlerinin sistematik ve yaygın saldırılar düzenlediğini, Tahran'ın bu yıl patlak veren yeni gösterileri de aynı yöntemlerle, hatta daha geniş bir ölçekte bastırdığını vurguladı. Rapor, İran'da son iki yılda yaşanan baskı döngüsünü gözler önüne sererken, uluslararası toplumun tepkisizliğini de sorguluyor.
2022 Protestoları: Mahsa Amini'nin Ölümüyle Başlayan Süreç
2022 yılında İran'da başlayan protestolar, 22 yaşındaki Mahsa Amini'nin ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesiyle tetiklendi. Amini'nin ölümü, ülke çapında öfkeye yol açtı ve kısa sürede geniş çaplı gösterilere dönüştü. Göstericiler yalnızca başörtüsü zorunluluğunu değil, aynı zamanda İran İslam Cumhuriyeti'nin otoriter yapısını da hedef aldı. "Kadın, Yaşam, Özgürlük" sloganıyla dalga dalga yayılan eylemler, rejimin en büyük meşruiyet krizlerinden birini oluşturdu.
Af Örgütü'nün raporuna göre, İran güvenlik güçleri bu protestoları bastırmak için aşırı güç kullandı; gerçek mühimmatla ateş açtı, keyfi gözaltılar gerçekleştirdi ve gözaltına alınanlara işkence uyguladı. Örgüt, en az 500 kişinin öldürüldüğünü, binlerce kişinin yaralandığını ve on binlerce kişinin tutuklandığını belgeledi. Bu eylemlerin sistematik ve yaygın bir saldırı niteliği taşıdığı için insanlığa karşı suç kapsamına girdiği ifade ediliyor.
Raporda ayrıca, İran yargısının göstericilere yönelik toplu davalar düzenlediği, idam cezaları verdiği ve aileleri de baskı altına aldığı kaydedildi. Af Örgütü, uluslararası toplumun bu suçları soruşturması ve faillerin hesap vermesi için harekete geçmesi çağrısında bulundu.
2024 Gösterileri: Aynı Yöntemler, Daha Geniş Baskı
Amnesty International, İran'ın 2024 yılında patlak veren yeni protestolara karşı da benzer taktikler uyguladığını, ancak bu kez baskının daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını ve daha fazla kişiyi hedef aldığını açıkladı. Bu yılki gösteriler, ekonomik sıkıntılar, yolsuzluk ve siyasi tutsakların durumu gibi çeşitli nedenlerle patlak verdi. Özellikle kadın hakları aktivistleri, işçiler ve etnik azınlıklar üzerindeki baskı arttı.
Örgüt, İranlı yetkililerin gösterileri önceden engellemek için sosyal medyayı kısıtladığını, iletişimi kesintiye uğrattığını ve muhalif sesleri susturmak için kapsamlı gözaltılar yaptığını belirtti. Ayrıca, güvenlik güçlerinin bu yılki eylemlerde de ölümcül güç kullandığına dair kanıtlar sunuldu. Af Örgütü, İran'ın uluslararası hukuku hiçe sayarak kendi halkına karşı suç işlemeye devam ettiğini vurguladı.
Rapor, İran'ın insan hakları ihlallerinin sistematik bir hal aldığını ve bunun sadece ülke içinde değil, bölgesel istikrar açısından da ciddi sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyuyor. Uluslararası toplumun bugüne kadar uyguladığı yaptırımların caydırıcı olmadığı, İran'ın baskı politikalarını sürdürdüğü görülüyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Boyut
Amnesty International'ın raporu, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar tarafından da dikkatle izleniyor. Ancak bugüne kadar İran'a yönelik somut bir uluslararası yargı süreci başlatılamadı. İran, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taraf olmadığı için doğrudan yargılanması zor görünüyor. Yine de bazı ülkeler, evrensel yargı yetkisi kapsamında İranlı yetkililer hakkında soruşturma açabilir.
Af Örgütü, BM Güvenlik Konseyi'ni İran'daki durumu Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne sevk etmeye çağırdı. Ancak Rusya ve Çin'in veto yetkisi nedeniyle böyle bir adımın atılması şu an için olası görünmüyor. Öte yandan, Avrupa Birliği ve ABD, İranlı yetkililere yönelik yaptırımları artırma sinyali verdi. Yine de bu yaptırımların İran'ın iç politikasını değiştirip değiştirmeyeceği belirsiz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki insan hakları ihlalleri ve istikrarsızlık, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahip. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı paylaşıyor ve iki ülke arasında yoğun ticari ilişkiler var. İran'da yaşanabilecek bir iç çatışma veya rejim değişikliği, Türkiye'nin sınır güvenliğini, enerji arzını ve bölgesel dengeleri etkileyebilir. Ayrıca, İran'dan gelebilecek göç dalgası Türkiye için ekonomik ve sosyal bir yük oluşturabilir. Türkiye, İran ile ilişkilerinde denge politikası izlerken, Batı ile İran arasındaki gerilimde arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak İran'daki baskıcı uygulamalar, Türkiye'nin insan hakları alanındaki uluslararası itibarını da test edebilir. Bu nedenle Türkiye, İran'daki gelişmeleri yakından takip etmeli ve olası senaryolara karşı hazırlıklı olmalı.