Çin'de insan hakları ihlalleri, uluslararası toplumun gündeminden düşmüyor. Özellikle tutuklu muhaliflerin akıbeti, ABD-Çin ilişkilerinde kritik bir başlık olarak öne çıkıyor. Son dönemde, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yapacağı görüşmelerde, hapisteki dissidentlerin durumunu gündeme getirmesi gerektiği yönünde çağrılar yükseliyor. Bu çağrılar, Çin'in insan hakları konusundaki tutumunun uluslararası alanda nasıl ele alınması gerektiğine dair tartışmaları alevlendiriyor.
Çin'de İnsan Hakları İhlallerinin Arka Planı
Çin'de insan hakları ihlalleri, özellikle 2012'de Xi Jinping'in iktidara gelmesinden bu yana sistematik bir hal aldı. Sivil toplum kuruluşları, avukatlar, gazeteciler ve etnik azınlıklar üzerindeki baskı artarak devam ediyor. Xinjiang'da yaşayan Uygur Türkleri başta olmak üzere Müslüman azınlıklara yönelik uygulamalar, uluslararası kuruluşlar tarafından "insanlığa karşı suç" olarak nitelendiriliyor. 2022'de yayınlanan BM raporu, bölgede ciddi insan hakları ihlallerinin yaşandığını doğruladı.
Hong Kong'daki demokrasi yanlısı protestoların ardından çıkarılan Ulusal Güvenlik Yasası, şehirdeki özgürlükleri fiilen ortadan kaldırdı. Birçok aktivist tutuklandı veya yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. Tibet'te ise dini özgürlükler kısıtlanıyor, kültürel kimlik baskı altında tutuluyor. Çin yönetimi, tüm bu eleştirileri "iç işlerine müdahale" olarak reddediyor ve kendi yasaları çerçevesinde hareket ettiğini savunuyor.
Tutuklu muhalifler arasında, 2017'de kaybolan ve daha sonra 19 yıl hapis cezasına çarptırılan insan hakları avukatı Gao Zhisheng, 2009'da 11 yıl hapis cezasına çarptırılan Liu Xiaobo (2017'de hapiste hayatını kaybetti) ve daha birçok isim bulunuyor. Nobel Barış Ödülü sahibi Liu Xiaobo'nun ölümü, uluslararası alanda büyük yankı uyandırmıştı. Bugün hâlâ Çin hapishanelerinde binlerce siyasi tutuklu olduğu tahmin ediliyor.
ABD-Çin İlişkilerinde İnsan Hakları Boyutu
ABD, Çin ile ilişkilerinde insan hakları konusunu sürekli gündemde tutmaya çalışıyor. Ancak ekonomik çıkarlar ve ticaret savaşları, bu konunun geri planda kalmasına neden olabiliyor. Trump döneminde, ticaret anlaşmaları ve Kuzey Kore gibi konular öncelikliyken, insan hakları zaman zaman dile getirildi fakat somut adımlar atılmadı. Trump'ın başkanlığı sırasında, Çinli yetkililere yönelik yaptırımlar uygulandı, ancak bu yaptırımlar genellikle sembolik kaldı.
Trump'ın yeniden başkan seçilmesi durumunda, Çin politikasının nasıl şekilleneceği belirsizliğini koruyor. Bazı uzmanlar, Trump'ın sert söylemlere rağmen ekonomik ilişkileri önceleyebileceğini belirtiyor. Diğer yandan, insan hakları savunucuları, Trump'ın Xi ile yapacağı her türlü görüşmede tutuklu muhalifleri gündeme getirmesinin kritik olduğunu vurguluyor. Zira bu tür bir baskı, Çin üzerinde uluslararası meşruiyet baskısı oluşturabilir.
Çin, insan hakları eleştirilerine karşılık olarak genellikle "kalkınma hakkı"nı öne çıkarıyor ve yoksulluğun azaltılması gibi başarılara dikkat çekiyor. Ancak bu söylem, siyasi özgürlüklerin yokluğunu örtmeye yetmiyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Çin'in insan hakları sicilini her yıl raporlarında eleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in insan hakları ihlalleri, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir boyuta sahip. Özellikle Xinjiang'daki Uygur Türklerine yönelik baskılar, Türk kamuoyunda derin bir hassasiyet oluşturuyor. Türkiye, zaman zaman Çin'e yönelik eleştirilerini dile getirse de ekonomik ve stratejik ilişkiler nedeniyle dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. ABD'nin Çin'e yönelik insan hakları baskısı, Türkiye'nin de bu konuda daha aktif bir diplomasi izlemesi için bir fırsat olabilir. Ancak Türkiye'nin Kuşak-Yol projesi gibi Çin ile olan ekonomik bağları, bu konuda temkinli adımlar atmasına neden oluyor. Yine de uluslararası platformlarda Uygur Türklerinin haklarının savunulması, Türkiye'nin yumuşak gücü açısından önem taşıyor.