Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres'in hazırladığı son rapor, dünyanın 1946'dan bu yana en yüksek sayıda silahlı çatışmaya sahne olduğu bir dönemde, Trump yönetiminin Birleşmiş Milletler'e yönelik süregelen baskılarının örgütün barışı koruma görevlerini yerine getirmesini engellediğini gözler önüne serdi. Rapor, küresel güvenlik mimarisinin merkezinde yer alan BM'nin, artan çatışma yüküne rağmen kaynak ve siyasi destek yoksunluğu nedeniyle işlevsiz kaldığını ortaya koyuyor.
Barışı Koruma Görevlerinin Arka Planı
Birleşmiş Milletler barışı koruma operasyonları, 1948'den bu yana dünya genelinde onlarca çatışma bölgesinde ateşkesin gözlenmesi, insani yardım koridorlarının açılması ve sivil halkın korunması gibi kritik görevleri üstlendi. Ancak son yıllarda örgütün bu misyonu, hem üye ülkeler arasındaki siyasi anlaşmazlıklar hem de finansal darboğazlar nedeniyle ciddi darbe aldı. Özellikle ABD'nin, BM bütçesine yaptığı katkıları kesme tehdidi ve barışı koruma operasyonlarına sağladığı desteği azaltması, örgütün operasyonel kapasitesini önemli ölçüde zayıflattı.
Guterres'in raporuna göre, 2020'li yılların başından itibaren dünya genelinde aktif silahlı çatışma sayısı 1946'dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Bu çatışmaların önemli bir kısmı, BM barışı koruma güçlerinin konuşlandırıldığı bölgelerde yaşanıyor. Örneğin, Afrika'nın Sahel bölgesi, Orta Doğu ve Güney Asya'da artan istikrarsızlık, BM misyonlarının görev sürelerini uzatmasını ve daha fazla kaynak tahsis edilmesini gerektiriyor. Ancak ABD yönetiminin, BM'ye yönelik eleştirileri ve finansal kısıtlamaları, bu ihtiyaçlara yanıt verilmesini engelliyor.
Trump yönetimi, görevde olduğu sürece BM'yi reforme etme adı altında örgütün bütçesini kısma, barışı koruma operasyonlarının sayısını azaltma ve örgütün küresel rolünü sorgulama politikası izledi. Bu politikalar, BM'nin özellikle çatışma bölgelerindeki etkinliğini azaltırken, bölgesel aktörlerin ve diğer küresel güçlerin boşluğu doldurma çabalarını da beraberinde getirdi. Guterres raporunda, bu durumun örgütün tarafsızlığına ve güvenilirliğine zarar verdiğini vurguluyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
BM barışı koruma misyonlarının zayıflaması, yalnızca çatışma bölgelerindeki siviller için değil, aynı zamanda küresel istikrar için de ciddi riskler taşıyor. Barışı koruma güçlerinin geri çekildiği veya etkisiz kaldığı bölgelerde, silahlı grupların ve terör örgütlerinin faaliyetlerini artırması, insani krizleri derinleştiriyor. Örneğin, Mali, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Güney Sudan gibi ülkelerde BM misyonlarının yaşadığı zorluklar, bölgesel istikrarsızlığın daha geniş alanlara yayılmasına neden oluyor.
Öte yandan, ABD'nin BM'ye yönelik tutumu, diğer büyük güçlerin örgüt içindeki etkisini artırmasına da yol açıyor. Çin ve Rusya, BM barışı koruma operasyonlarında daha fazla söz sahibi olmak ve kendi jeopolitik çıkarlarını bu misyonlar üzerinden ilerletmek için fırsat kolluyor. Bu durum, BM'nin tarafsızlık ilkesine gölge düşürürken, barışı koruma görevlerinin siyasallaşması riskini de beraberinde getiriyor.
Guterres'in raporu, aynı zamanda BM'nin finansal sürdürülebilirliği konusunda da uyarılarda bulunuyor. ABD'nin katkılarını azaltması, örgütün barışı koruma bütçesinde ciddi bir açık oluşturmuş durumda. Bu açık, mevcut misyonların etkinliğini düşürürken, yeni misyonların kurulmasını da neredeyse imkânsız hale getiriyor. Rapor, üye ülkelere, barışı koruma operasyonlarına yönelik finansal ve askeri desteklerini artırma çağrısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
BM barışı koruma sistemindeki kriz, Türkiye'nin dış politika ve güvenlik öncelikleri açısından doğrudan sonuçlar doğuruyor. Türkiye, halihazırda Lübnan'daki UNIFIL ve Kosova'daki KFOR gibi misyonlara asker katkısı sağlayan ülkeler arasında. BM misyonlarının zayıflaması, Türkiye'nin bölgesel istikrarı sağlama yönündeki çabalarını zorlaştırabilir; özellikle Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz'deki güvenlik dinamikleri olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, BM'nin etkisiz kalması, Türkiye'nin çok taraflı diplomasi ve uluslararası hukuk zemininde yürüttüğü mücadelede elini zayıflatabilir. Türkiye, BM'nin reforme edilmesi ve güçlendirilmesi yönündeki çağrıları destekleyerek, küresel barış ve güvenlik mimarisinde daha etkin bir rol oynamayı hedeflemeli.