Ortadoğu Enstitüsü'nün yıllık konferansında bir araya gelen bölge uzmanları, İran'daki savaşın bölgesel dinamikleri yeniden şekillendirmesine rağmen yükselen güçler Çin ve Hindistan'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki geleneksel askeri varlığını üstlenmesinin beklenmediğini ifade etti. Uzmanlara göre Pekin ve Yeni Delhi, Washington'un bıraktığı boşluğu doldurmaktan ziyade ekonomik ve diplomatik araçlarla nüfuzlarını artırmayı hedefliyor. Bu durum, bölge ülkelerinin güvenlik mimarisinde köklü bir dönüşüme işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı: ABD'nin çekilmesi ve yeni aktörler
ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığı, özellikle Irak ve Afganistan'dan çekilme sürecinin ardından azalma eğilimi göstermişti. İran'la yaşanan son çatışmalar ise bölgesel dengeleri daha da karmaşık hale getirdi. Analistler, bu ortamda Çin ve Hindistan'ın ekonomik yatırımlar ve enerji anlaşmalarıyla nüfuzlarını genişlettiğini ancak bunun askeri bir angajmana dönüşmediğini vurguluyor.
Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İran'la yaptığı ticari anlaşmalar, Pekin'in bölgedeki stratejik ilgisini gösteriyor. Ancak Çin, askeri üs kurmak veya koalisyon güçlerine katılmak yerine, enerji arz güvenliği ve ticaret yollarının korunmasına odaklanıyor. Benzer şekilde Hindistan da İran'ın Çabahar Limanı'na yaptığı yatırımlar ve Orta Asya'ya açılma politikasıyla dikkat çekiyor, ancak askeri bir güç projeksiyonundan kaçınıyor.
Konferansta konuşan uzmanlara göre, ABD'nin bölgedeki askeri üsleri ve hızlı müdahale kabiliyeti, Çin ve Hindistan'ın kısa vadede sahip olamayacağı bir caydırıcılık sağlıyor. Ayrıca, her iki ülkenin de kendi bölgelerinde (Hint-Pasifik ve Güney Asya) öncelikli güvenlik endişeleri bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir güç dengesi mi?
Uzmanlar, Ortadoğu'da ABD'nin azalan askeri varlığının, Rusya ve Türkiye gibi diğer aktörlerin etkisini artırmasına yol açtığını belirtiyor. Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığı ve Türkiye'nin askeri operasyonları, bölgedeki güç boşluğunun tek bir ülke tarafından doldurulmayacağını gösteriyor. Çin ve Hindistan'ın ise daha çok enerji güvenliği ve altyapı yatırımları üzerinden bölgesel bir rol oynadığı ifade ediliyor.
Öte yandan, İran savaşının yarattığı insani kriz ve bölgesel istikrarsızlık, uluslararası toplumun dikkatini yeniden Ortadoğu'ya çevirmesine neden oldu. Analistler, Çin ve Hindistan'ın bu krizlerde arabuluculuk ve insani yardım gibi yumuşak güç araçlarını kullandığını, ancak askeri müdahaleden kaçındığını vurguluyor. Bu durum, bölge ülkelerinin güvenliklerini sağlamak için farklı ittifaklar kurmasına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Ortadoğu'daki etkinliğini artırması için bir fırsat sunuyor. ABD'nin askeri varlığının azalması, Türkiye'nin bölgesel güç olarak konumunu güçlendirebilir. Çin ve Hindistan'ın askeri rol üstlenmemesi, Ankara'nın Katar, Libya ve Somali gibi ülkelerdeki askeri varlığının önemini artırıyor. Ayrıca, Türkiye'nin İstanbul merkezli insani yardım faaliyetleri ve enerji koridorlarındaki rolü, yumuşak güç alanında da avantaj sağlayabilir. Ancak bu durum, Türkiye'nin Rusya ve İran'la dengeli bir politika izlemesini gerektiriyor.