Çin’in 2024 yılında yürürlüğe koyduğu “Etnik Birlik Yasası”, ülkedeki azınlık politikalarını yeniden tanımlarken, uluslararası toplumun Pekin’e yönelik geleneksel müdahale araçlarını da büyük ölçüde etkisiz hale getirdi. Batılı ülkelerin insan hakları ihlalleri gerekçesiyle uyguladığı yaptırımlar, kamuoyu baskısı, diplomatik kınamalar ve uluslararası mekanizmalar, Çin’in artan ekonomik ve siyasi gücü karşısında eski etkisini yitirmiş durumda. Uzmanlar, yasanın özellikle Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki uygulamaları meşrulaştırdığını ve dış eleştirileri bertaraf etmeyi amaçladığını belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Çin hükümeti, etnik birlik yasasını “ulusal birliği güçlendirme ve ayrılıkçılıkla mücadele” çerçevesinde sunuyor. Ancak yasa, özellikle Sincan’da Uygur Türkleri başta olmak üzere Müslüman azınlıklara yönelik gözetim, kültürel asimilasyon ve siyasi baskıyı yasallaştırmakla eleştiriliyor. Daha önceki yıllarda ABD ve Avrupa Birliği, Sincan’daki insan hakları ihlalleri nedeniyle Çin’e yaptırım uygulamış, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nde kınama kararları çıkarmıştı. Ancak yasa, bu tür dış müdahaleleri “iç işlerine karışma” olarak tanımlıyor ve Pekin’e hukuki bir kalkan sağlıyor.
Yasanın çıkarılmasındaki zamanlama dikkat çekici: Çin, küresel tedarik zincirlerinde kilit rol oynarken, Batılı ülkeler Moskova’ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Pekin’i karşılarına almaktan kaçınıyor. Bu durum, Çin’e yönelik etkili bir uluslararası yanıtın önündeki en büyük engel olarak görülüyor. Ayrıca, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında birçok gelişmekte olan ülkeyle kurduğu ekonomik bağlar, Pekin’e karşı ortak bir cephe oluşturulmasını zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin’in yasası, sadece kendi sınırları içinde değil, bölgesel ve küresel düzeyde de yankı buluyor. Orta Asya’daki Türk devletleri, Sincan’daki uygulamaların benzer etnik gruplar üzerinde baskı oluşturduğu endişesini taşıyor. Ancak Çin’in bölgedeki ekonomik yatırımları ve güvenlik işbirlikleri, bu ülkelerin açık bir tavır almasını engelliyor. Pakistan ve Bangladeş gibi Müslüman nüfusu yoğun ülkeler ise konuya mesafeli yaklaşıyor. Küresel ölçekte, yasa Batılı hükümetler ve sivil toplum kuruluşları tarafından sert şekilde eleştirilse de, etkili bir yaptırım mekanizması geliştirilemiyor. ABD’nin İnsan Hakları Raporları ve BM raporları, Çin’i kınamaya devam etmekle birlikte, bu belgelerin uygulamada bir karşılığı olmadığı yönünde eleştiriler alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin’in Etnik Birlik Yasası, Türkiye’nin dış politikasında hassas bir dengeyi temsil ediyor. Türkiye, hem Çin ile ekonomik ilişkilerini geliştirmek hem de Türk dünyasının Sincan’daki soydaşlarına yönelik duyarlılığını gözetmek zorunda. Ankara’nın bugüne kadar izlediği “insan haklarına saygı” vurgusu yapan ancak doğrudan yaptırıma gitmeyen çizgi, yeni yasayla birlikte daha da zorlanabilir. Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerinin Çin’e bağımlılığı, Türkiye’nin bu ülkelerle olan işbirliğini de etkiliyor. Ankara’nın, bölgesel istikrarı korumak adına hem Pekin’le diyaloğu sürdürmesi hem de insan hakları konusundaki hassasiyetini net bir şekilde ortaya koyması gerekiyor. Aksi takdirde, Türk kamuoyunda ve Türk devletlerinde tepki oluşabilir.