Küresel finans sisteminin merkezlerinden biri haline gelen Çin ekonomisi, aynı zamanda uluslararası suç örgütleri, kara para aklayıcıları ve yaptırım deldirmek isteyen devletler için de cazip bir sığınak oluşturuyor. Uzmanlar, bu durumun yalnızca Çin'in iç dinamiklerinden değil, Pekin yönetiminin sistemik olarak göz yumduğu, hatta bazı durumlarda teşvik ettiği yapısal boşluklardan kaynaklandığını belirtiyor. Batılı istihbarat ve mali kuruluşların raporlarına göre, Hong Kong'un eski statüsü, Şanghay ve Shenzhen gibi serbest ticaret bölgeleri, kripto para madenciliği ve sınır ötesi ödeme sistemleri, suç gelirlerinin aklanması için elverişli kanallar sunuyor.
Küresel Finans Sistemindeki Boşluklar
Çin'in ekonomik büyüme modeli, ihracata dayalı sanayileşme ve devlet kontrolündeki finans sektörü üzerine kurulu. Bu yapı, yabancı yatırımcılara geniş fırsatlar sunarken, aynı zamanda şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından ciddi eksiklikler içeriyor. Özellikle, Çin'in sermaye kontrolleri ve döviz kuru politikası, yasa dışı fonların ülkeye giriş çıkışını zorlaştırmak yerine, yeraltı bankacılığı ve 'para katırları' gibi yöntemlerle aklanmasına zemin hazırlıyor. FATF (Mali Eylem Görev Gücü) raporlarına göre, Çin, kara para aklamayla mücadelede teknik uyum sağlamış olsa da, uygulamada yetersiz kalıyor. Güvenlik güçleri ve yargı organlarının bağımsızlığındaki zafiyetler, suç örgütlerinin yüksek rütbeli yetkililerle iş birliği yapmasına olanak tanıyor.
Yaptırımların Delinmesinde 'Karanlık Liman'
Batı'nın Rusya, İran ve Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımları, bu ülkelerin ticaretini Çin üzerinden yönlendirmesine neden oluyor. Çin, yaptırım uygulanan ülkelerle ticareti engelleyen hiçbir yasal düzenlemeye sahip değil; aksine, devlet destekli bankalar ve sigorta şirketleri, yaptırımlara tabi malların sevkiyatında finansman sağlıyor. ABD Hazine Bakanlığı'nın raporları, İran ham petrolünün Çin'e kaçak yollarla girdiğini, burada işlenerek yeniden ihraç edildiğini belgeliyor. Benzer şekilde, Rus enerji şirketleri, Çin'in büyük alıcıları arasında yer alıyor. Bu durum, Çin'in yalnızca suç örgütlerinin değil, aynı zamanda uluslararası yaptırımları ihlal eden devletlerin de gözdesi haline getiriyor. Pekin yönetimi ise bu eleştirilere genellikle 'iç işlerine karışılmaması' ve 'meşru ticaretin serbestliği' ilkeleriyle cevap veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in suç ekonomisi ve yaptırım delme pratikleri, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Öncelikle, Türkiye'nin Rusya ile artan ticaret hacmi, Batı yaptırımlarının gölgesinde gerçekleşiyor; bu ticaretin bir kısmının Çin üzerinden dolaylı olarak yürümesi, Türkiye'nin ikincil yaptırım riskini artırıyor. Ayrıca, Türk bankacılık sisteminin kara para aklamayla mücadeledeki zafiyetleri, uluslararası finansal kuruluşların radarına girmesine neden olabilir. Türkiye, FATF gri listesinden çıkmak için mücadele ederken, Çin kaynaklı şüpheli fonların Türk ekonomisine girişi, bu çabaları baltalayabilir. Son olarak, Türk girişimcilerin Çin pazarında karşılaştığı hukuki belirsizlikler, ticari riskleri artırırken, iki ülke arasındaki ticaret hacminin büyümesi, uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının yeterliliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.