Birleşmiş Milletler'e bağlı bir kurum, 8-9 Ekim gecesi Cibuti açıklarında bir teknenin batması sonucu en az 109 göçmenin hayatını kaybettiğini, 15'i çocuk olmak üzere 116 kişinin ise kaybolduğunu açıkladı. Kazadan 80'den fazla kişi kurtuldu; kurtulanların tamamı Etiyopya vatandaşı. Olay, Afrika Boynuzu'ndan Yemen'e uzanan göç güzergâhında son yılların en ölümcül deniz kazalarından biri olarak kayıtlara geçti.
Facianın arka planı: Göç yolunda ölüm
Cibuti kıyılarında meydana gelen kaza, bölgede artan göç hareketliliğinin trajik bir yansıması. Etiyopya'dan yola çıkan göçmenler, genellikle Cibuti üzerinden Yemen'e, oradan da Suudi Arabistan'a ulaşmayı hedefliyor. Ancak bu yolculuk, insan kaçakçılarının elinde son derece tehlikeli koşullarda gerçekleşiyor. Teknelerin aşırı kalabalık ve denize elverişsiz olması, ölümleri kaçınılmaz kılıyor.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, son yıllarda Afrika Boynuzu'ndan Yemen'e yönelik göç akını hız kesmeden devam ediyor. Göçmenler, ekonomik zorluklar, çatışmalar ve iklim değişikliğinin etkileriyle yurtlarını terk ediyor. Cibuti, bu güzergâhta kritik bir geçiş noktası. Ancak ülkenin sınırlı kurtarma kapasitesi ve kaçakçılık ağlarının karmaşıklığı, denetimi zorlaştırıyor.
Kazanın ardından bölgede arama kurtarma çalışmaları sürüyor. Yetkililer, kayıp 116 kişiden umut kesilmiş değil; ancak kötü hava koşulları ve akıntılar nedeniyle çalışmalar güçlükle ilerliyor. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), bölgedeki göçmenlere yardım ulaştırmak için çaba harcıyor. Ancak altyapı yetersizlikleri, etkili bir müdahaleyi kısıtlıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Göç krizi derinleşiyor
Afrika Boynuzu'ndan Yemen'e uzanan göç rotası, dünyanın en yoğun ve en tehlikeli deniz yollarından biri. Her yıl binlerce Etiyopyalı, Somalili ve Eritreli göçmen, daha iyi bir yaşam umuduyla bu rotayı kullanıyor. Ancak Yemen'deki iç savaş ve Suudi Arabistan'daki sıkı sınır politikaları, göçmenleri daha da zor durumda bırakıyor. Birçok göçmen, hedefledikleri ülkeye ulaşamadan hayatını kaybediyor veya insan kaçakçılarının elinde istismara uğruyor.
Uluslararası kuruluşlar, bu trajedilerin önlenmesi için daha fazla işbirliği çağrısı yapıyor. Ancak göçmenleri gönderen ülkelerdeki istikrarsızlık, ekonomik sıkıntılar ve iklim krizi, göç baskısını artırıyor. Cibuti'deki son facia, bu sorunun sadece bölgesel değil, küresel bir insani kriz olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. BM, göçmenlerin korunması için daha etkin önlemler alınması gerektiğini vurguluyor.
Öte yandan, göçmen kaçakçılığıyla mücadele, kaynak ülkelerde yeterli istihdam ve güvenlik sağlanmadıkça kalıcı çözüm üretemiyor. Etiyopya hükümeti, son yıllarda artan göçü engellemek için çeşitli önlemler alsa da, iç çatışmalar ve ekonomik kriz nedeniyle bu çabalar sınırlı kalıyor. Uluslararası toplumun, göçmenleri korumak için daha fazla kaynak ayırması ve kaçakçılık ağlarını çökertmesi gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Cibuti açıklarında yaşanan göçmen faciası, Türkiye'nin de yakından takip ettiği küresel göç dinamikleriyle doğrudan bağlantılı. Türkiye, Afrika Boynuzu'nda insani yardım ve kalkınma projeleriyle aktif rol oynuyor; bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin insani diplomasi çabalarını zorlaştırabilir. Ayrıca, göçmen kaçakçılığıyla mücadelede uluslararası işbirliği, Türkiye'nin de savunduğu bir öncelik. Ancak bu tür olaylar, göçün sadece transit ülkeler için değil, küresel bir sorumluluk olduğunu gösteriyor. Türkiye, bölgesel istikrar ve insani yardım politikalarıyla bu krizlere çözüm arayışında önemli bir aktör olmaya devam edecek.