Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı, 12 kişinin hayatını kaybettiği ölümcül bir saldırının ardından uçuşlara kapatıldı. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği saldırıyı kınarken, ABD Başkanı Donald Trump, Washington'ın Suudi Arabistan'ın Husilere yönelik olası saldırılarına katılabileceğini belirtti. Husiler ise tehditlerini yineledi. Olay, bölgede tansiyonu yeniden yükseltirken, uluslararası toplumun Yemen krizine yönelik tutumunu da etkileyebilecek nitelikte.
Saldırının Arka Planı ve Havalimanının Durumu
Riyad Havalimanı'na düzenlenen saldırı, Suudi Arabistan'ın son yıllarda karşılaştığı en ciddi güvenlik ihlallerinden biri olarak değerlendiriliyor. Saldırıda 12 sivilin öldüğü, çok sayıda kişinin de yaralandığı bildirildi. Olayın hemen ardından havalimanı yetkilileri tüm uçuşları askıya aldı ve terminal binaları tahliye edildi. Saldırının sorumluluğunu henüz üstlenen olmasa da, Husilerin son dönemde Suudi topraklarına yönelik artan füze ve insansız hava aracı saldırıları bağlamında bu eylemin onlarla bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor. Suudi yetkililer, saldırının arkasında kimin olduğunu belirlemek için geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Havalimanının ne zaman yeniden açılacağına dair henüz resmi bir açıklama yapılmadı; ancak güvenlik güçlerinin bölgede ek önlemler aldığı ve hasar tespit çalışmalarının sürdüğü belirtiliyor.
BM Genel Sekreteri, saldırıyı "kabul edilemez bir şiddet eylemi" olarak nitelendirerek tüm taraflara itidal çağrısında bulundu. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi de yaptığı açıklamada, sivil hedeflere yönelik saldırıları kınadı ve Yemen'deki çatışmanın siyasi yollarla çözülmesi gerektiğini vurguladı. Uluslararası kamuoyunun tepkisi, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri müdahalesine yönelik eleştirileri de beraberinde getirdi.
Trump'tan Ortak Operasyon Sinyali
ABD Başkanı Donald Trump, saldırının ardından yaptığı açıklamada, ABD'nin Suudi Arabistan'ın Husilere karşı düzenleyebileceği askeri operasyonlara destek verebileceğini söyledi. Trump, "Suudi Arabistan bizden yardım isterse, bu talebi değerlendiririz. Husiler bölgede istikrarsızlık yaratmaya devam ediyor" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, ABD'nin Yemen politikasında bir değişikliğe işaret edebileceği gibi, İran ile Suudi Arabistan arasındaki vekalet savaşının da yeniden alevlenebileceği yorumlarına yol açtı. Trump yönetimi, İran'ı Husileri silahlandırmakla suçluyor; Tahran ise bu iddiaları reddediyor.
Uzmanlar, ABD'nin doğrudan müdahalesinin bölgede geniş çaplı bir çatışmaya yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015'ten bu yana Yemen'de Husilere karşı operasyon düzenliyor; ancak savaş büyük ölçüde çıkmaza girmiş durumda. Husiler, son aylarda Suudi Arabistan ve BAE'ye yönelik saldırılarını artırmıştı. Bu son saldırı, Riyad'ın güvenlik algısını derinden sarsmış olabilir.
Husilerden Yeni Tehditler
Husiler, saldırının ardından yaptıkları açıklamada, Suudi Arabistan'ı ve müttefiklerini hedef almaya devam edeceklerini bildirdi. Husilerin askeri sözcüsü, "Suudi rejimi ve işgalciler, saldırılarımızın hedefi olmaya devam edecek. Riyad'daki saldırı bir uyarıydı" dedi. Bu tehdit, bölgede gerilimin daha da tırmanabileceğini gösteriyor. Yemen'deki insani kriz ise her geçen gün derinleşiyor; BM'ye göre ülkenin büyük bölümünde açlık riski had safhada.
Uluslararası toplum, Riyad saldırısının ardından Yemen'de kapsamlı bir ateşkes ve siyasi çözüm için çağrılarını yineliyor. Ancak tarafların pozisyonlarındaki sertlik, barış umutlarını zayıflatıyor. Suudi Arabistan, Husilerin silah bırakmasını ve İran'la bağlantısının kesilmesini talep ederken, Husiler Suudi liderliğindeki koalisyonun Yemen'den tamamen çekilmesini istiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Riyad'a yönelik saldırı ve ABD'nin olası müdahalesi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik dengeleri açısından dikkatle izlediği bir gelişme. Türkiye, Yemen krizinde diplomatik çözümden yana tavır alırken, Suudi Arabistan ile ilişkilerini son dönemde normalleştirme sürecine girmişti. Olası bir askeri tırmanma, Körfez'de istikrarsızlığı artırarak enerji fiyatlarını ve ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Husilerin Suudi topraklarına yönelik saldırıları, Türkiye'nin de desteklediği BM çözüm çabalarını zayıflatabilir. Türkiye'nin bölgede arabuluculuk rolü üstlenmesi ve tarafları diyaloğa teşvik etmesi, uzun vadeli istikrar için kritik önem taşıyor.