ABD'nin 45. Başkanı Donald Trump'ın görev süresi sona ermiş olsa da, mirası hâlâ şekilleniyor. The Economist'in ABD editörü Charlotte Howard'ın değerlendirmesine göre, Trump belki de en çok, sadece 45 kişinin sahip olma onuruna eriştiği makamdan kişisel servet elde etmesiyle hatırlanacak. Trump'ın başkanlık dönemi, geleneksel etik normları zorlayan bir dizi ticari faaliyeti beraberinde getirdi: Washington'daki Trump International Hotel'e yabancı diplomatların akını, Mar-a-Lago'da devlet sırlarının ticari etkinliklerle iç içe geçmesi ve aile üyelerinin hükümet pozisyonlarında bulunurken özel işlerini yürütmesi. Bu durum, ABD'de başkanlık makamının ticarileşmesi konusunda derin bir tartışma başlattı.
Gelişmenin Arka Planı
Trump'ın başkanlık öncesinde inşaat, gayrimenkul ve marka lisanslama üzerine kurulu dev bir iş imparatorluğu vardı. Başkan olduktan sonra, mal varlıklarını kör bir güvene devretmek yerine, oğullarının yönettiği bir tröst yapısı altında işlerini sürdürdü. Bu, Trump'ın başkanlık görevini sürdürürken işletmelerinden gelir elde etmeye devam etmesine olanak tanıdı. Örneğin, Trump Tower'daki ofislerini kullanan kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, ABD hükümetinden milyonlarca dolar aldı. Ayrıca, başkanlık kampanyası sırasında Mar-a-Lago ve diğer Trump mülklerine yapılan harcamalar, kampanya fonlarından karşılandı. Bu uygulamalar, ABD Anayasası'nın Yabancı Maddeleri'ne aykırı olabileceği gerekçesiyle çok sayıda dava ve etik soruşturmasına konu oldu. Trump'ın başkanlığı boyunca, aile şirketi Çin'den Gürcistan'a, Suudi Arabistan'dan Birleşik Arap Emirlikleri'ne kadar birçok ülkeden ticari fayda sağladı. Özellikle, Suudi Arabistan'ın Trump'ın otel projelerine büyük yatırımlar yapması, başkanlık döneminde ülkeyle kurulan yakın ilişkilerle paralellik gösterdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın 'başkanlık ve kâr' modeli, yalnızca ABD iç siyasetini değil, uluslararası ilişkileri de etkiledi. Pek çok ülke, Trump yönetimine yaklaşırken onun ticari çıkarlarını da göz önünde bulundurmak zorunda kaldı. Örneğin, Suudi Arabistan'ın Trump Tower'a yaptığı yatırımlar, daha sonra Trump'ın Suudi Arabistan'la ilgili politikalarını yumuşattığı iddialarına yol açtı. Ayrıca, Trump'ın görevde olduğu dört yıl boyunca, ABD'nin geleneksel müttefikleriyle ilişkileri gerilirken, otoriter liderlerle daha yakın bağlar kuruldu. Bu durum, küresel demokrasi ve etik standartlar açısından bir emsal teşkil etti. Trump'ın ardından gelen başkanların bu mirası reddetme çabalarına rağmen, makamın ticarileşmesi konusundaki tartışma ABD siyasetinde kalıcı bir iz bıraktı. Ayrıca, dünya genelinde liderlerin kişisel servetlerini kamu görevleriyle harmanlamasına yönelik eleştirileri de beraberinde getirdi. Rusya, Hindistan ve Filipinler gibi ülkelerde benzer uygulamaların görülmesi, bu modelin küresel bir trend haline gelebileceği endişesini artırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump döneminde Türkiye-ABD ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izledi. Trump'ın ticari çıkarları nedeniyle bazı konularda esnek davrandığı iddia edilse de, Türkiye'nin S-400 alımı nedeniyle CAATSA yaptırımlarına maruz kalması gibi gerginlikler de yaşandı. Trump'ın başkanlık ve kâr modeli, Türkiye'de liderlik ve iş dünyası arasındaki etkileşimlere dair soruları gündeme getirdi. Özellikle, kamu ihaleleri ve imar süreçlerindeki şeffaflık tartışmaları, bu modelin küresel ölçekte yarattığı endişelerle benzerlik taşıyor. Türkiye, Trump sonrası dönemde ABD ile ilişkilerinde daha kurumsal bir çizgi beklerken, etik standartlar ve liderlik davranışları konusundaki uluslararası normların güçlenmesi, Türk dış politikasını da dolaylı olarak etkileyebilir.