2025 yılı, çevre ve yerli hakları savunucuları için kanlı bir yıl olarak kayıtlara geçti. Uluslararası mahkemelerin, devletlerin hem çevreyi hem de onu savunanları koruma yükümlülüğünü teyit eden tarihi kararlarına rağmen, bu aktivistler dünya genelinde en çok hedef alınan insan hakları savunucuları arasında yer almaya devam ediyor. Sivil toplum kuruluşlarının verilerine göre, yıl boyunca en az 358 çevre savunucusu öldürüldü, yüzlercesi ise saldırıya uğradı, gözaltına alındı veya yargılandı. Bu rakamlar, iklim krizinin derinleştiği bir dönemde doğayı ve yerli toplulukların haklarını korumaya çalışanların karşılaştığı tehditlerin boyutunu gözler önüne seriyor. Özellikle Latin Amerika, Güneydoğu Asya ve Afrika'da madencilik, ağaç kesimi ve tarım gibi endüstrilerin genişlemesi, aktivistleri hedef haline getiriyor.
Artan Tehditler ve Uluslararası Tepkiler
Rapora göre, öldürülen aktivistlerin büyük çoğunluğu yerli toplulukların üyesi ve toprak hakları mücadelesi veriyor. Brezilya, Kolombiya, Filipinler ve Honduras en tehlikeli ülkeler olarak öne çıkıyor. Örneğin Brezilya Amazonu'nda, yasadışı ağaç kesimi ve altın madenciliğiyle mücadele eden yerli liderler sık sık silahlı saldırılara uğruyor. Kolombiya'da ise barış sürecinin ardından boşalan alanlarda faaliyet gösteren silahlı gruplar, çevre savunucularını hedef alıyor. Filipinler'de, Başkan Ferdinand Marcos Jr. yönetiminde çevre aktivistlerine yönelik baskılar yoğunlaşmış durumda. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, hükümetleri bu saldırıları durdurmak için somut adımlar atmaya çağırırken, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi de konuya ilişkin özel bir rapor yayınlamayı planlıyor. Ancak uzmanlar, yerel düzeyde cezasızlık kültürünün devam etmesi halinde uluslararası kararların tek başına yeterli olmayacağı uyarısında bulunuyor.
Küresel Etkiler ve Sorumluluklar
Çevre savunucularına yönelik şiddet, yalnızca bireysel bir hak ihlali değil, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadeleye de darbe vuruyor. Araştırmalar, yerli topraklarının ve biyolojik çeşitliliğin korunmasının karbon emisyonlarını azaltmada kritik rol oynadığını gösteriyor. Dolayısıyla bu aktivistlerin susturulması, Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşmayı da zorlaştırıyor. Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı gibi kuruluşlar, çevre savunucularının korunmasını iklim finansmanının bir koşulu haline getirmeyi tartışıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki büyük altyapı projeleri, ormansızlaşma ve maden arama faaliyetleri, çatışmaların merkezinde yer alıyor. Avrupa Birliği, tedarik zincirlerinde çevre ve insan hakları ihlallerini önlemeyi amaçlayan yeni düzenlemeler üzerinde çalışırken, bu tür önlemlerin uygulanabilirliği konusunda şüpheler bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin hem iç politikada hem de dış politikada karşılaştığı benzer sorunlara ışık tutuyor. Türkiye'de de madencilik, hidroelektrik santralleri ve kentsel dönüşüm projeleri gibi alanlarda çevre aktivistleri sık sık yargısal ve idari baskılarla karşılaşmaktadır. Uluslararası alanda ise Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadele taahhütlerini yerine getirirken, çevre savunucularının korunması konusunda da somut adımlar atması beklenmektedir. Avrupa Birliği ile devam eden müzakereler kapsamında, çevre ve insan hakları standartlarının yükseltilmesi önemli bir başlık olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca, Doğu Akdeniz'de enerji arama faaliyetleri ve Karadeniz'deki doğal gaz keşifleri, Türkiye'nin çevresel hassasiyetleri ekonomik çıkarlarla dengeleme ihtiyacını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, küresel çapta çevre savunucularına yönelik şiddet eğilimi, Türkiye'nin bu alandaki politikalarını da etkileyebilecek potansiyel bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.