Kanada'nın Quebec eyaletindeki Sainte-Anne-de-Bellevue kasabası, dünyada bir ilke imza atarak ağaçları "yaşayan varlıklar" olarak tanıyan ve onlara belirli yasal haklar veren bir bildirgeyi oybirliğiyle kabul etti. Yaklaşık 5 bin nüfuslu bu küçük kasaba, Montreal adasının batı ucunda yer alıyor ve kararıyla uluslararası çevre hareketinde yeni bir tartışma başlattı. Belediye Meclisi tarafından 8 Mayıs 2024'te kabul edilen bildirge, ağaçların korunması için yasal bir statü oluştururken, bu statünün uygulanmasını sağlayacak bir denetim mekanizması da kurulmasını öngörüyor.
Felsefi temel ve yerel yankılar
Kararın arkasındaki isim, Quebecli film yapımcısı ve aktivist André Desrochers. Desrochers, 2021 yılında çektiği "The Tree That Awakens" (Uyanan Ağaç) belgeseliyle tanınıyor ve “bir ağaç, bir insan gibidir; nefes alır, büyür, iletişim kurar” felsefesini savunuyor. Belediye Başkanı Paola Hawa, kararın sembolik olmadığını, aksine kent planlamasında ve inşaat izinlerinde dikkate alınması gereken bağlayıcı bir ilke olduğunu vurguladı. Hawa, “Ağaçlar bizim en büyük müttefikimizdir. Onları sadece bir kaynak değil, birer topluluk üyesi olarak görmeye başlamalıyız” dedi.
Bildirge, ağaçların “büyüme, gelişme ve var olma hakkı”nı tanıyor ve bu hakları ihlal eden herkesi, resen açılacak davalarla yargı önüne çıkarmayı hedefliyor. Ancak uygulamada her ağacın ayrı ayrı dava açması söz konusu değil; belediye, atayacağı bir “ağaç koruyucusu” aracılığıyla bu hakları savunacak. Model, Ekvador ve Bolivya’da doğanın haklarını anayasal düzeyde tanıyan Güney Amerika örneklerinden ilham alıyor.
Küresel bir doğa hakları hareketi mi?
Sainte-Anne-de-Bellevue’nun kararı, dünyada büyüyen “Doğanın Hakları” (Rights of Nature) akımının Kanada’daki en somut örneklerinden biri oldu. Yeni Zelanda’da Whanganui Nehri, 2017 yılında yasal kişilik kazanmış; Hindistan’da Ganj ve Yamuna nehirleri için benzer kararlar çıkmış ancak sonra temyizde bozulmuştu. ABD’de ise birçok yerel yönetim, ekosistemlere yasal haklar tanıyan tüzükler kabul etmiş durumda.
Ancak eleştirmenler, ağaçlara hak vermenin pratikte işe yaramayacağını, asıl sorunun iklim değişikliğiyle mücadelede daha etkili politikalar eksikliği olduğunu savunuyor. Quebec Odun Üreticileri Derneği, kararın ormancılık sektöründe belirsizlik yaratacağını ve yatırımları olumsuz etkileyeceğini söyledi. Sivil toplum kuruluşları ise kararı, doğa ile ilişkimizi yeniden düşünmek için cesur bir adım olarak selamlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’de doğanın yasal hakları kavramı henüz yaygın bir tartışma konusu değil. Ancak küresel çevre hukukundaki bu gelişmeler, özellikle İstanbul Sözleşmesi ve Paris İklim Anlaşması gibi uluslararası normların iç hukuka yansıması sürecinde örnek teşkil edebilir. Türkiye’nin 2021’de taraf olduğu AB Yeşil Mutabakatı ve 2053 net sıfır emisyon hedefi, doğaya yeni bir hukuki statü verilmesini zorunlu kılmasa da, ekosistem koruma yaklaşımının çağdaşlaşmasını gerektiriyor. Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde ağaç kesimlerine karşı yükselen toplumsal tepkiler, bu felsefenin Türkiye’de de giderek daha fazla ilgi göreceğini gösteriyor. Kısa vadede doğrudan bir politika değişikliği beklenmese de, bu tür küresel örnekler, yerel yönetimlerin çevre politikalarında daha iddialı adımlar atmasına zemin hazırlayabilir.