İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk kenti Ceuta, Fas'tan gelen binlerce göçmenin büyük bölümünün bölgeyi terk etmesinin ardından sınır krizinin yaralarını sarmaya çalışıyor. Geçtiğimiz hafta İspanya'nın Batı Sahra konusundaki tutum değişikliğine tepki olarak Fas'ın sınır kontrolünü gevşetmesiyle yaklaşık 10 bin kişi yüzerek ya da tırmanarak Ceuta'ya geçmişti. Yetkililer, bugün itibarıyla kentte kalan göçmen sayısının önemli ölçüde azaldığını ve durumun kontrol altına alındığını açıkladı. Ancak olay, iki ülke arasındaki diplomatik gerilimi yeniden alevlendirdi ve Avrupa Birliği'nin göç politikalarını tartışmaya açtı.
Sınır krizinin arka planı
İspanya ile Fas arasındaki sınır, Avrupa ile Afrika arasındaki en kritik geçiş noktalarından biri. Ceuta ve Melilla, Avrupa Birliği'nin Afrika kıtasındaki tek kara sınırını oluşturuyor. Son dalga, Madrid'in Batı Sahra'nın Fas egemenliği altında kalmasını öngören özerklik planını desteklediğini açıklamasının hemen ardından geldi. Bu karar, Fas'ın gözünü memnun etse de, Cezayir başta olmak üzere bölgedeki diğer aktörlerin tepkisini çekti. Fas'ın sınır kontrolünü kaldırması, İspanya'ya duyduğu rahatsızlığı göstermek için bir koz olarak yorumlandı.
İspanya hükümeti, krizi fırsat bilerek Avrupa Birliği'nden daha fazla mali destek talep etti. Başbakan Pedro Sánchez, "Avrupa'nın sınırları sadece İspanya'nın sorunu değil, hepimizin sorunu" diyerek AB'nin ortak göç politikası çağrısını yineledi. Öte yandan, muhalefetteki sağ partiler hükümeti yetersizlikle suçlarken, sivil toplum örgütleri göçmenlerin insani koşullarını gündeme taşıdı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu kriz, göç konusunun sadece bir insan hakları meselesi değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerde bir baskı aracı olarak kullanılabileceğini bir kez daha gösterdi. Fas, İspanya ve AB arasındaki ilişkilerde göçmen akınını bir koz olarak kullanırken, benzer bir yöntemi daha önce 2021'de de denemişti. Uzmanlar, Batı Sahra sorunu çözülmeden bu tür krizlerin tekrarlanabileceği uyarısında bulunuyor.
Öte yandan, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM), göçmenlerin güvenliğinin sağlanması ve insani yardımların ulaştırılması için taraflara çağrıda bulundu. Avrupa Birliği, sınır yönetiminde dijitalleşme ve entegre göç politikası oluşturma çabalarını hızlandırırken, bu tür olayların AB'nin ortak sığınma sistemi reformunu zorunlu kıldığı belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, benzer göç baskılarıyla daha önce karşı karşıya kalmış bir ülke olarak bu krizi yakından izliyor. 2015 mülteci krizi ve 2020'deki Yunanistan sınırındaki olaylar, göçün bir dış politika aracı olarak kullanılabileceğini göstermişti. Bu gelişme, Türkiye'nin AB ile yaptığı göç anlaşmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Ayrıca, Türkiye'nin de benzer bir durumda AB'den destek alabilmesi için ortak bir Avrupa göç politikasının oluşması, Ankara'nın lehine olabilir. Ancak Türkiye'nin kendi sınır güvenliği önlemlerini de bu tür krizlere karşı güçlendirmesi gerektiği değerlendiriliyor.