Fas ile İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk şehri Ceuta arasındaki sınırda yüzlerce göçmenin yeni geçiş denemesi, 30 Temmuz'da yaşanan ve hâlâ aydınlatılamayan kitlesel geçiş olayına ilişkin soruları yeniden gündeme getirdi. Bu kez Faslı yetkililer göçmenleri geri çevirdi, ancak bu müdahale, Temmuz sonunda yaklaşık 2 bin kişinin organize şekilde sınırı aşmasının ardından yaşanan belirsizlikleri artırdı. İspanyol ve Fas hükümetleri olayla ilgili farklı açıklamalar yaparken, göçmenlerin neden ve nasıl bu kadar kolay geçtiği konusundaki soru işaretleri devam ediyor.
30 Temmuz'daki kitlesel geçiş: Ne yaşandı?
30 Temmuz 2024 tarihinde, Ceuta sınırında benzeri görülmemiş bir olay yaşandı. Binlerce göçmen, Fas tarafındaki Fnideq şehrinden toplu halde sınıra yürüdü ve İspanyol polisinin müdahalesine rağmen yaklaşık 2 bin kişi Ceuta'ya geçmeyi başardı. Bu sayı, son yıllarda görülen en yüksek günlük geçişlerden biri olarak kayıtlara geçti. İspanyol hükümeti, göçmenlerin büyük çoğunluğunun Sudan ve Çad gibi Sahra Altı Afrika ülkelerinden geldiğini açıkladı. Ancak asıl tartışma, bu kadar büyük bir grubun sınırı bu kadar kolay aşabilmesinin ardındaki nedenlerde düğümleniyor.
Fas makamları olayın ardından yaptığı açıklamada, göçmenlerin organize bir insan kaçakçılığı şebekesi tarafından yönlendirildiğini öne sürdü. İspanyol yetkililer ise Fas güvenlik güçlerinin müdahalesinin yetersiz olduğunu ima etti. Öte yandan, bazı gözlemciler bu kitlesel geçişin Fas'ın İspanya'ya yönelik bir baskı aracı olduğunu iddia etti. Fas, uzun süredir Batı Sahra konusundaki anlaşmazlıkta İspanya'nın tutumunu protesto etmek için göçmen akınını bir koz olarak kullanmakla suçlanıyor. Ancak bu iddialar resmi olarak doğrulanmadı.
Yeni geçiş denemesi: Fas'ın sert müdahalesi
Son olayda ise durum farklıydı. Yüzlerce göçmen, yine Fnideq yakınlarında toplanarak sınır çitine doğru ilerledi. Ancak bu kez Faslı güvenlik güçleri, göçmenleri dağıtmak için sert önlemler aldı. Görgü tanıklarının aktardığına göre, polis biber gazı ve plastik mermi kullandı, çok sayıda göçmen gözaltına alındı. İspanyol yetkililer, sınırın diğer tarafında herhangi bir geçiş olmadığını doğruladı. Fas içişleri bakanlığı, müdahalenin 'yasa dışı göç girişimlerini önlemek için rutin bir operasyon' olduğunu açıkladı. Ancak bu açıklama, 30 Temmuz'da neden böyle bir müdahale yapılmadığı sorusunu akla getiriyor.
Ceuta ve Melilla, Avrupa Birliği'nin Afrika kıtasındaki tek kara sınırını oluşturuyor. Bu nedenle bu iki şehir, düzensiz göçmenler için Avrupa'ya açılan bir kapı niteliği taşıyor. İspanya, Fas ile işbirliği yaparak sınır güvenliğini artırmaya çalışıyor, ancak bu işbirliği zaman zaman inişli çıkışlı bir seyir izliyor. 30 Temmuz olayının ardından İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Fas'la ilişkilerin 'mükemmel' olduğunu söylemiş, ancak muhalefet partileri hükümeti yetersizlikle suçlamıştı. Şimdi gözler, iki ülke arasındaki gizli pazarlıkların bu olayda ne kadar etkili olduğuna çevrilmiş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta'daki gelişmeler, Avrupa'nın göç politikalarındaki kırılganlığı bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye, Avrupa'ya göç akınlarını düzenlemede önemli bir aktör olarak benzer bir konumda. Bu olay, Avrupa Birliği'nin sınır ülkeleriyle yaptığı anlaşmaların ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin 2016'da AB ile imzaladığı göç anlaşması, benzer bir pazarlığın ürünüydü. Fas'ın göçmenleri bir baskı aracı olarak kullandığı iddiaları, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde zaman zaman yaşadığı gerilimleri hatırlatıyor. Bu nedenle, Türk dış politikası açısından, AB'nin göç konusundaki kırılganlığı hem bir fırsat hem de bir risk olarak değerlendirilebilir.