Küresel iş dünyasının nabzını tutan CEO Güven Endeksi, yeni bir ankette son iki yılın en düşük seviyesine geriledi. The Conference Board ve The Business Council tarafından yayımlanan araştırmaya göre, CEO'lar artan jeopolitik gerilimler, yüksek enflasyon ve belirsiz ekonomik görünüm nedeniyle geleceğe dair iyimserliklerini kaybediyor. Ankette 50'nin altındaki değerler olumsuz yanıtların çoğunlukta olduğunu gösteriyor ve mevcut endeks bu eşiğin oldukça altında seyrediyor.
Güven kaybının arkasındaki nedenler
Ankete katılan CEO'ların en büyük endişesi, küresel talepteki yavaşlama ve bunun şirket karlarına olası etkisi. Özellikle teknoloji ve finans sektörlerinde faaliyet gösteren üst düzey yöneticiler, yapay zeka dönüşümünün yarattığı belirsizliklerin yanı sıra yetenek bulma ve elde tutma zorluklarına da dikkat çekiyor. Ankette, CEO'ların yalnızca %20'si önümüzdeki altı ay içinde ekonomik koşulların iyileşeceğini öngörürken, geçen yıl bu oran %35'ti. İşe alım planlamalarında da belirgin bir duraksama görülüyor; birçok CEO yeni yatırım kararlarını erteliyor.
Küresel boyut ve jeopolitik gölge
Anket sonuçları, sadece ABD merkezli şirketlerde değil, Avrupa ve Asya'daki şirketlerde de güvenin zayıfladığını ortaya koyuyor. Özellikle Çin'deki ekonomik yavaşlama ve Rusya-Ukrayna savaşının süregelen etkileri, tedarik zincirlerini ve enerji maliyetlerini olumsuz etkilemeye devam ediyor. Öte yandan, faiz oranlarının uzun süre yüksek kalacağı beklentisi de yatırım iştahını törpülüyor. Uzmanlar, CEO'ların bu dönemde kısa vadeli karlılık yerine nakit akışı ve operasyonel verimliliğe odaklandığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel CEO güvenindeki bu düşüş, Türkiye ekonomisi için de önemli sinyaller taşıyor. Türkiye'ye doğrudan yabancı yatırım akışı, uluslararası şirketlerin risk iştahına bağlı olarak daralabilir. Özellikle teknoloji ve finans alanında faaliyet gösteren Türk şirketlerinin küresel ortaklık ve ihracat fırsatları kısıtlanabilir. Ayrıca, Türkiye'nin ticaret ortaklarındaki talep zayıflaması, ihracat rakamlarına olumsuz yansıyabilir. Ancak bu dönem, Türk şirketlerinin iç pazar dinamikleri ve bölgesel avantajlarla alternatif pazarlara yönelmesi için bir fırsat da sunuyor.