Kanada Başbakanı Mark Carney'in Davos'ta "küresel kırılma" olarak nitelendirdiği bu çağda, uluslararası hukukun çökmekte olduğu endişesi yaygın. Ancak son dönemde Ukrayna ve İran'daki gelişmeler, askeri süper güçlerin her istediklerini yapamadığını ve uluslararası hukukun hâlâ bir umut ışığı taşıdığını gösteriyor. Avrupa Birliği Dış Politika ve Güvenlik Politikaları üzerine çalışan Nathalie Tocci'nin kaleme aldığı bu analiz, güç mücadelesinin gölgesinde hukukun üstünlüğünün nasıl ayakta kaldığını inceliyor.
Ukrayna ve İran: Güç Dengelerinde Sarsıntı
Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik geniş çaplı işgali, uluslararası hukukun en ağır ihlallerinden biri olarak kayda geçti. Ancak Vladimir Putin'in hesapları tutmadı: Ukrayna, askeri ve diplomatik destek sayesinde direnmeyi başardı. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Putin hakkında tutuklama emri çıkarması, hukukun sadece bir kâğıt parçası olmadığını gösterdi. Benzer şekilde, İran'da Mahsa Amini'nin ölümüyle başlayan protesto dalgası, rejimin içe kapanmasına ve uluslararası yaptırımların artmasına yol açtı.
Bu olaylar, askeri süper güçlerin bile hukuk normlarını tamamen göz ardı edemediğini ortaya koyuyor. Rusya ve İran, savaş suçları ve insan hakları ihlalleri nedeniyle izolasyonla karşı karşıya kalırken, uluslararası toplumun tepkisi hukukun üstünlüğünün hâlâ bir caydırıcılık unsuru olduğunu kanıtlıyor.
Küresel Kırılma ve Hukukun Dönüşümü
Mark Carney'in "küresel kırılma" kavramı, Soğuk Savaş sonrası düzenin çözüldüğü bir dönemi işaret ediyor. Ancak Tocci'ye göre bu, uluslararası hukukun sonu anlamına gelmiyor. Tam tersine, yeni güç merkezlerinin yükseldiği bu çağda, hukuk yeniden şekilleniyor. İklim krizi, dijital dönüşüm ve pandemi gibi küresel sorunlar, devletleri işbirliğine zorlarken; Ukrayna ve Gazze gibi çatışmalar, hukukun uygulanmasındaki zaafları da gözler önüne seriyor.
Tocci, uluslararası hukukun zayıf olduğu noktaların (örneğin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisi) reforme edilmesi gerektiğini vurguluyor. Bununla birlikte, sivil toplumun ve uluslararası mahkemelerin artan rolü, umut veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Uluslararası hukukun sorgulandığı bu dönem, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, Ukrayna-Rusya savaşında arabulucu rolü oynayarak diplomatik ağırlığını hissettirdi. İran'da rejim değişikliği olasılığı ise enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından kritik. Türkiye'nin bu gelişmelerde hukukun üstünlüğünü savunan bir pozisyon alması, hem AB ile ilişkilerini güçlendirebilir hem de bölgesel liderlik iddiasını destekleyebilir. Ancak güç siyaseti ile hukuk arasında denge kurmak, Ankara'nın dış politikasında önümüzdeki dönemin en önemli sınavlarından biri olacak.