İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma yönünde referandum kararı aldığı tarihin üzerinden geçen on yıl, Britanya toplumu ve siyasetinde kalıcı yaralar açtı. Ekonomik daralmanın ötesinde, nefret söylemi, siyasi kutuplaşma ve toplumsal güvensizlik, Brexit sonrası dönemin en belirgin mirası haline geldi. 2016 yılında yüzde 51,9 'Evet' oyuyla alınan karar, ülkenin sadece AB ile ilişkilerini değil, kendi iç dokusunu da derinden etkiledi. Referandumun ardından başlayan tartışmalı süreç, bugün hala toplumsal bölünmüşlüğün ana kaynağı olarak anılıyor.
Britanya'da nefret söyleminin yükselişi
Son on yılda İngiltere'de siyasi ve toplumsal alanda nefret söylemi belirgin bir artış gösterdi. Birleşik Krallık'ta Göçmenlik ve İltica Bakanlığı verilerine göre, 2016-2025 arasında kaydedilen nefret suçlarının sayısı yüzde 150'den fazla arttı. Özellikle Brexit kampanyası sırasında 'yabancı düşmanı' söylemlerin normalleşmesi, bu artışın temel tetikleyicisi olarak görülüyor. Göçmenlere yönelik saldırılar, İslamofobik olaylar ve Polonya kökenli Britanya vatandaşlarına yönelik tacizler, referandum sonrasında belirgin şekilde yükseldi. Siyasi partilerin çoğu, bu kutuplaşmaya karşı etkili bir çözüm üretemedi ve bazıları popülist söylemleri kendi tabanlarını harekete geçirmek için kullandı.
Siyasi atmosferdeki kutuplaşma, sadece parti içi çekişmelerde değil, medyada ve sosyal medya platformlarında da kendini gösteriyor. 'Ayrılık' ve 'Göç' gibi anahtar kavramlar etrafında şekillenen tartışmalar, toplumda 'biz ve onlar' ayrımını derinleştirdi. Akademisyenler, bu durumun demokratik kurumlara olan güveni de aşındırdığını belirtiyor. Son dönemde yapılan kamuoyu araştırmaları, Britanyalıların yalnızca dörtte birinden azının siyasi partilere güvendiğini gösteriyor. Brexit referandumu öncesinde bu oran yüzde 40 civarındaydı.
Ekonomiden topluma uzanan maliyet
Ekonomik boyutta Brexit'in maliyeti oldukça net: İngiltere'nin Gayrisafi Yurtiçi Hasılası (GSYİH) AB'de kalsaydı bugünkünün yaklaşık yüzde 5-6 üzerinde olacaktı. Ticaret hacmi daraldı, yatırımlar azaldı, iş gücü açığı kritik sektörlerde hissedildi. Ancak daha az görünür olan maliyet, toplumsal uyum ve siyasi kalite üzerinde. 'Sert Brexit' taraftarlarının beklediği küresel ticaret anlaşmalarının etkisi sınırlı kaldı. AB ile yeni ilişkilerin kurulması, hala tam olarak çözülememiş ticari engellere ve gümrük formalitelerine yol açtı. Londra merkezli düşünce kuruluşu UK in a Changing Europe'un raporuna göre, Brexit nedeniyle her yıl GSYİH'den ortalama 44 milyar sterlin kayıp yaşanıyor. Bu kaybın doğrudan etkisi, kamu hizmetlerinde kesintiler ve artan yaşam maliyeti olarak vatandaşa yansıyor.
Küresel düzeyde ise Brexit, Avrupa şüpheci hareketlerine ilham kaynağı oldu. Fransa, İtalya ve Almanya'da popülist partiler, benzer ayrılık retoriğini kullansa da bugüne kadar hiçbir üye ülke AB'den çıkmak için ciddi bir adım atmadı. Aksine, Brexit'in yol açtığı karmaşa, AB'deki diğer ülkelerde birlikten ayrılmanın bedelinin farkına varılmasına yol açtı. Öte yandan Britanya, Birleşik Krallık'ın parçalanma riskiyle de karşı karşıya. İskoçya'da bağımsızlık yanlısı hareketler güç kazanırken, Kuzey İrlanda'nın statüsü de belirsizliğini koruyor. Bu durum, Birleşik Krallık'ın iç birliğini de zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit'in İngiltere'de yarattığı siyasi ve toplumsal dönüşüm, Türkiye için önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Popülist söylemlerin ve kutuplaştırıcı politikaların uzun vadede ekonomiden daha derin sosyal yaralar açabileceği görülüyor. Türkiye'nin AB ile ilişkileri askıda olsa da, Brexit sonrası İngiltere'nin ticari ve diplomatik zorlukları, AB ile entegrasyonun sürdürülmesinin avantajını dolaylı olarak kanıtlıyor. Ayrıca, nefret söyleminin yükselişi ve göçmen karşıtı tutumlar, Türkiye gibi göç koridorunda yer alan bir ülke için bölgesel istikrarsızlığı ve sığınmacı krizini derinleştirebilir. Bu bağlamda, Türk dış politikasının AB ile yapıcı diyaloğu sürdürmesi ve toplumsal uzlaşıyı güçlendiren politikalar geliştirmesi kritik önem taşıyor.