On yıl önce bugün, Birleşik Krallık, Avrupa Birliği'nden ayrılma kararını verdiği tarihi referanduma sadece saatler kalmıştı. 23 Haziran 2016'da yapılan oylamada yüzde 51,9 ile ayrılık yönünde sonuçlanan referandum, ülke siyasetinde olduğu kadar küresel dengelerde de derin sarsıntılara yol açtı. O dönemde TV haber yapımcısı olarak ilk işine yeni başlayan Patrick Baker, referandum kampanyasını yakından izleyenlerden biriydi. Aradan geçen on yılda altı başbakan değiştiren Birleşik Krallık, Brexit'in vaat ettiği "küresel Britanya" vizyonunu hayata geçirebilmiş değil. Baker, bu sürecin en kritik anlarına tanıklık edenlerle yeniden bir araya gelerek, referandumun ülke üzerindeki etkilerini sorguluyor.
Referandum Sürecinin Arka Planı ve Kırılma Noktaları
Brexit referandumu, 1973'te Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üye olan Birleşik Krallık'ın AB ile ilişkisinde bir dönüm noktasıydı. Özellikle 2008 küresel mali krizi ve ardından gelen kemer sıkma politikaları, AB karşıtlığını besleyen temel etkenler arasındaydı. Göç, egemenlik ve bürokrasi tartışmaları, "Leave" (Ayrılma) kampanyasının başlıca argümanlarıydı. Dönemin Başbakanı David Cameron, 2013 yılında verdiği bir sözü tutarak 2016'da bir referandum düzenleme kararı aldı. Ancak kampanya süreci, yanıltıcı bilgiler, yabancı müdahale iddiaları ve yoğun kutuplaşma ile geçti. Referandum sonucu, İngiltere'de ve Avrupa'da şok etkisi yarattı. Cameron istifa ederken, yerine Theresa May geçti. May'in müzakere ettiği anlaşma üç kez parlamentoda reddedildi ve May istifa etmek zorunda kaldı. Yerine gelen Boris Johnson, "Anlaşma ya da Anlaşmasız" sloganıyla 2019 seçimlerinde ezici bir zafer kazandı ve 31 Ocak 2020'de Birleşik Krallık resmen AB'den ayrıldı.
Brexit'in Bölgesel ve Küresel Boyutu: Beklentiler ve Gerçekleşenler
Brexit taraftarları, AB'den ayrılmanın Birleşik Krallık'a küresel ticarette daha fazla esneklik, egemenlik ve göç kontrolü sağlayacağını savunuyordu. Ancak on yılın bilançosu, bu vaatlerin çoğunun gerçekleşmediğini gösteriyor. İngiltere'nin AB ile ticareti, yeni gümrük engelleri ve bürokratik prosedürler nedeniyle daraldı. Hizmet ihracatı ise beklenenin aksine düştü. Göç konusunda, AB vatandaşlarının gelişi azalırken, AB dışından gelen göç rekor seviyelere ulaştı. Ekonomik büyüme, OECD ortalamalarının gerisinde kaldı. Enflasyon ve yaşam maliyeti krizi, Brexit'in yarattığı tedarik zinciri sorunlarıyla derinleşti. Siyasi istikrarsızlık ise belki de en çarpıcı sonuçlardan biri oldu: 2016'dan bu yana altı başbakan değişti. Kuzey İrlanda protokolü, Birleşik Krallık ile AB arasında yeni bir gerilim kaynağı yaratırken, İskoçya'da bağımsızlık talepleri yeniden alevlendi. Küresel ölçekte Brexit, popülizm ve milliyetçilik dalgasının bir parçası olarak görülürken, AB'nin bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak algılandı. Ancak AB, Brexit sonrası daha sıkı bir birlik sergileyerek, ortak savunma ve sağlık politikalarında ilerleme kaydetti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit'in Türkiye açısından en önemli yansıması, AB ile ilişkilerinde bir referans noktası oluşturmasıdır. Türkiye için AB üyeliği sürecinde Brexit, "ayrılmanın" maliyetini göstererek üyelik müzakerelerinin önemini vurgulamıştır. Öte yandan, İngiltere'nin AB'den ayrılması, Türkiye'nin Londra ile ticari ve stratejik ilişkilerini geliştirmesi için bir fırsat yaratmıştır. İki ülke arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, Brexit sonrası ticaretin artmasını hedeflemektedir. Ancak İngiltere'nin küresel ticarette yeniden konumlanma çabaları, Türkiye'nin AB ile uyumlu ticaret politikaları izlemesini gerektirmektedir. Güvenlik boyutunda ise, İngiltere'nin NATO içindeki aktif rolü, Türkiye için önemini korumaktadır. Brexit sonrası İngiltere, savunma ve güvenlik alanında AB'den bağımsız hareket ederken, Türkiye ile işbirliği potansiyeli taşımaktadır. Sonuç olarak, Brexit süreci Türkiye'ye, AB üyeliğinin stratejik değerini ve küresel güç dengelerinin kırılganlığını hatırlatmaktadır.