Birleşmiş Milletler (BM), yarım asrı aşan Kıbrıs sorununa son vermek için yeni bir yol haritası üzerinde çalışıyor. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs özel temsilcisi Kolombiyalı eski Dışişleri Bakanı María Ángela Holguín, iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyon temelinde, her iki tarafın da kendi kazanımlarını ilan edebileceği esnek bir anlaşma metni hazırlıyor. Bu plan, 1964'ten bu yana devam eden müzakerelerdeki en kapsamlı girişim olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı: 52 Yıllık Çıkmaz
Kıbrıs sorunu, 1963-1964 olaylarıyla başlayan ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile derinleşen bir ihtilaf olarak BM gündemindeki yerini koruyor. Ada, 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin anayasal düzeninin çökmesinin ardından Rum ve Türk toplumları arasında fiilen bölünmüş durumda. Bugüne kadar yapılan sayısız müzakere turu, Annan Planı (2004) gibi kritik eşiklerde takılıp kaldı. Son kapsamlı girişim, 2017'de İsviçre'nin Crans-Montana kentinde düzenlenen ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin katılımıyla gerçekleşen konferanstı. Ancak taraflar arasındaki temel görüş ayrılıkları –güvenlik garantileri, askerlerin çekilmesi ve siyasi eşitlik– nedeniyle masadan eli boş kalkıldı.
BM özel temsilcisi Holguín, bu kez daha sade ve esnek bir metin üzerinde çalışıyor. Planın, “her iki tarafın da istediğini elde ettiğini” iddia edebileceği bir çerçeve sunması bekleniyor. Bu yaklaşım, daha önce başarısız olan ayrıntılı anayasal modellerden farklı olarak, ilkesel uzlaşılara dayalı, somut adımlarla ilerleyen bir süreç öngörüyor. Holguín'in sahada yürüttüğü görüşmelerde, doğrudan iki toplum lideriyle değil, aynı zamanda sivil toplum, iş dünyası ve gençlik temsilcileriyle de bir araya geldiği bildiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kıbrıs sorunu yalnızca ada halklarını değil, Doğu Akdeniz'in enerji jeopolitiğini, AB-Türkiye ilişkilerini ve NATO içi dengeleri de yakından ilgilendiriyor. Adanın çevresinde keşfedilen doğal gaz yatakları, Kıbrıs'ı enerji ticaretinde kritik bir merkez haline getirirken, çözümsüzlük durumu hem Rum yönetiminin tek taraflı sondaj faaliyetlerine, hem de Türkiye'nin kendi kıta sahanlığından kaynaklanan hak iddialarına zemin hazırlıyor.
Ayrıca, AB'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni (Güney Kıbrıs) üye olarak kabul etmesi, adanın mevcut statüsünü dondurmuş durumda. Türkiye'nin AB üyelik sürecinde en büyük engellerden biri olan Kıbrıs sorunu, aynı zamanda Doğu Akdeniz'de Yunanistan ve Mısır ile yaşanan deniz yetki alanı ihtilaflarını da besliyor. BM'nin yeni girişimi, bu jeopolitik denklemi değiştirme potansiyeli taşıyor. Eğer başarılı olursa, sadece adada kalıcı barış ve iki toplumlu bir federal yapı kurulması değil, aynı zamanda Türkiye ile AB arasındaki buzların erimesi ve Doğu Akdeniz'de istikrar sağlanması mümkün olabilir. Ancak başarısızlık, status quo'nun devamına veya daha sert çatışmalara yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye için Kıbrıs sorununun çözümü, yalnızca ada üzerindeki garantörlük haklarından vazgeçmek anlamına gelmez; aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki enerji stratejisi, AB ile ilişkilerin normalleşmesi ve uluslararası alanda yalnızlığın kırılması açısından kritik bir fırsattır. Mevcut planda Türkiye'nin kırmızı çizgileri –KKTC'nin siyasi eşitliği ve etkin garantörlük– korunuyor görünüyor. Ancak planda, Rum tarafının da tatmin olacağı esneklikler bulunması, Türk tarafının pazarlık gücünü test edecek. BM'nin yeni girişimi, Türk dış politikasının son dönemde benimsediği çok boyutlu diplomasi anlayışıyla uyumludur. Başarılı olması halinde Türkiye'nin bölgesel etkisini artırabilir; başarısızlık ise mevcut çıkmazı derinleştirebilir.