Birleşmiş Milletler (BM) Nükleer Şefi Rafael Grossi, Cuma günü yaptığı açıklamada, İran'ın nükleer silah geliştirmeme yönündeki taahhüdünün “çok güçlü” bir denetim sistemiyle doğrulanması gerektiğini belirtti. Grossi'nin bu açıklaması, ABD ile İran arasında uzun süredir devam eden gerginliğin kalıcı bir çözüme kavuşturulması amacıyla yürütülen diplomasi trafiğinin yoğunlaştığı bir döneme denk geldi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı sıfatını da taşıyan Grossi, Viyana'da düzenlediği basın toplantısında, “Herhangi bir anlaşmanın, taraflar arasında güven tesis edebilmesi için şeffaflık ve etkin denetim esas olmalıdır. İran'ın verdiği sözlerin arkasında durup durmadığını ancak bağımsız ve kapsamlı bir denetimle öğrenebiliriz” ifadelerini kullandı.
Anlaşma müzakerelerinde kritik eşik
ABD ile İran arasında, Tahran'ın nükleer programının sivil amaçlı olduğu yönündeki iddialarının aksine, Batılı istihbarat kaynaklarına göre İran'ın son yıllarda uranyum zenginleştirme kapasitesini önemli ölçüde artırdığı belirtiliyor. 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşma, 2018'de ABD'nin tek taraflı olarak çekilmesiyle rafa kalkmıştı. O tarihten bu yana İran, anlaşmadaki taahhütlerini kademeli olarak askıya almış ve yüzde 60'a varan saflıkta uranyum zenginleştirmeye başlamıştı. Bu oran, silah sınıfı uranyum için gereken yüzde 90 seviyesine oldukça yakın olarak değerlendiriliyor.
Grossi, İran'ın “nükleer silah yapmama” sözünün, UAEA denetçilerinin İran'ın tüm nükleer tesislerine ve askeri sahalarına erişimini içeren bir protokolle desteklenmesi gerektiğini vurguladı. UAEA Başkanı, “Sadece beyanlara güvenemeyiz. Geçmişte yaşananlar, İran'ın bazı tesislerini gizlediğini gösterdi. Bu nedenle en kapsamlı denetim mekanizması şart” dedi.
Bölgesel yansımalar ve uluslararası endişeler
İran'ın nükleer programı, yalnızca ABD ve İsrail için değil, aynı zamanda Körfez ülkeleri ve Orta Doğu'nun geniş bir bölümü için de ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşması durumunda bölgesel bir silahlanma yarışının tetikleneceği uyarısında bulunuyor. Grossi, bu endişeleri haklı bularak, “Nükleer silahların yayılması, sadece bölge için değil, tüm dünya için felaket olur. Bu nedenle herkesin çıkarı, şeffaf ve denetlenebilir bir çözümden yana” yorumunu yaptı.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Grossi'nin açıklamalarına destek vererek, Washington'ın Tahran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlandıracak ve denetim altına alacak bir anlaşma için “masada olduğunu” yineledi. Ancak müzakerelerin önünde önemli engeller bulunuyor. İran'ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü faaliyetler, anlaşmanın kapsamı konusunda taraflar arasında anlaşmazlık yaratıyor. İran, nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu ve füze kabiliyetinin savunma amaçlı olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer programı, Türkiye'nin güney sınırlarına sadece birkaç yüz kilometre uzaklıkta yürütülen bir faaliyet olarak doğrudan güvenlik ve dış politika gündemini ilgilendiriyor. Ankara, uzun süredir bölgede nükleer silahlanmaya karşı olduğunu ve İran'ın nükleer programının barışçıl amaçlarla sınırlı kalması gerektiğini vurguluyor. Ancak Türkiye, aynı zamanda İran ile ekonomik ve enerji ilişkilerini de sürdürüyor. Olası bir askeri müdahale veya ekonomik yaptırımların derinleşmesi, Türkiye'yi enerji arz güvenliği ve komşusuyla ticaret hacmi açısından olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, diplomatik çözümden yana bir pozisyon alarak, BM denetiminde kapsamlı bir anlaşmanın bölgesel istikrar için en sağlıklı yol olduğunu düşünüyor. Türkiye'nin bu süreçte arabuluculuk rolü üstlenme potansiyeli de dikkat çekiyor.