Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), İsrail ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’te başlayan ve halen devam eden çatışmaların, Güney Lübnan’da kadınlar ve kız çocukları için güvenlik, sağlık ve geçim kaynakları açısından ciddi riskleri artırdığını açıkladı. OCHA’nın yayımladığı raporda, çatışmaların yoğunlaştığı bölgelerde yerinden edilen ailelerin büyük çoğunluğunun kadınlar ve çocuklardan oluştuğu, bu grupların şiddet, istismar ve temel hizmetlere erişimde en kırılgan kesim olduğu vurgulandı. Raporda ayrıca, sağlık tesislerinin hasar görmesi ve personel eksikliği nedeniyle doğum öncesi bakım, acil obstetrik hizmetler ve psikososyal desteğin ciddi şekilde aksadığı belirtildi.
Çatışmaların Kadın Sağlığı ve Güvenliği Üzerindeki Etkileri
OCHA, Güney Lübnan’da süren çatışmaların kadın sağlığı üzerinde özellikle yıkıcı etkiler yarattığını ifade etti. Bölgedeki hastanelerin ve kliniklerin bir kısmı çatışmalar nedeniyle kullanılamaz hale gelirken, sağlık çalışanları da güvenlik riskleri nedeniyle görev yerlerine ulaşmakta zorluk çekiyor. Bu durum, hamile kadınların güvenli doğum yapması, kronik hastalıkların yönetimi ve acil durumlarda tıbbi müdahale ihtiyacını karşılamayı neredeyse imkânsız hale getiriyor. Özellikle sınıra yakın bölgelerde yaşayan kadınlar, hava saldırıları ve topçu ateşi nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalıyor; barınma, temiz su, gıda ve hijyen malzemelerine erişimleri sınırlanıyor. Rapor, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin de çatışma ortamında arttığına dikkat çekiyor. Kadınlar, yerinden edilme sürecinde aile içi şiddete, sömürüye ve tacize karşı daha savunmasız hale geliyor. Güvenli sığınma evlerinin ve psikososyal destek hizmetlerinin yetersizliği, bu sorunları daha da derinleştiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Kadınlar Krizin En Ağır Yükünü Taşıyor
OCHA’nın uyarısı, yalnızca Güney Lübnan’ı değil, tüm Ortadoğu’daki çatışmaların kadınlar üzerindeki orantısız etkisini bir kez daha gündeme taşıyor. İsrail-Hizbullah çatışması, 2023 sonbaharından bu yana bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirirken, sivil altyapının tahrip olması ve ticaret yollarının kesintiye uğraması, Lübnan’ın zaten kırılgan olan ekonomisini daha da kötüleştirdi. BM verilerine göre, Lübnan nüfusunun yaklaşık yüzde 80’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve ülke, 2020 Beyrut patlamasından bu yana ciddi bir ekonomik krizle mücadele ediyor. Savaş koşullarında kadınların iş gücüne katılımı daha da düşerken, ev içi sorumlulukları artıyor; çocuk bakımı, hasta ve yaşlı bakımı gibi ücretsiz emek yükü kadınların omuzlarına biniyor. Uluslararası toplum, acil insani yardım çağrılarına rağmen fon sağlamada yetersiz kalıyor. OCHA, 2024 yılı için Lübnan’daki insani krizin boyutlarını karşılamak üzere 547 milyon dolarlık bir yardım planı açıklamış olsa da, bu fonun yalnızca yüzde 25’inin toplanabildiği belirtiliyor. Bu durum, kadınlara yönelik hedefli yardım programlarının da sekteye uğramasına neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Lübnan’da kadınların karşı karşıya olduğu riskler, Türkiye’nin bölgeye yönelik insani diplomasisi ve güvenlik politikaları açısından önem taşıyor. Türkiye, Lübnan’daki krizin hafifletilmesi için daha önce de insani yardım sağlamış, Kızılay ve AFAD aracılığıyla bölgeye destek göndermiştir. OCHA’nın uyarıları, Türkiye’nin kadın odaklı yardım programlarını artırması gerektiğine işaret ediyor. Ayrıca, Türkiye’nin İsrail-Hizbullah gerginliğinde olası bir sıcak çatışmanın kendi sınırlarına yakın bir bölgede yaşanması ihtimali, güvenlik risklerini artırmaktadır. Türkiye, hem diplomatik girişimlerini sürdürmeli hem de insani yardım mekanizmalarını güçlendirerek bölgesel istikrara katkı sağlamalıdır. Bu gelişme, aynı zamanda Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı Suriyeli mülteci kadınların yaşadığı benzer sorunları da akla getirmekte, kadın güvenliğinin çatışma bölgelerinde önceliklendirilmesi gerektiğini bir kez daha göstermektedir.