Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayımlanan yeni bir rapor, İsrail'in Gazze Şeridi'nde 7 Ekim 2023'ten bu yana sürdürdüğü saldırılarda Filistinli çocukları sistematik bir şekilde hedef aldığını ve eylemlerin soykırım suçu kapsamında değerlendirilebileceğini ortaya koyuyor. Raporda, İsrail güçlerinin insansız hava araçları (drone) kullanarak çocuk cesetlerini parçaladığı, ailelerin çocuklarının cansız bedenlerini tanıyamaz hale getiren saldırılara maruz bırakıldığı belirtiliyor. BM'nin bağımsız soruşturma komisyonu tarafından hazırlanan belge, çocuklara yönelik ihlallerin boyutunu gözler önüne seriyor.
Raporun Ayrıntıları: Dronelar ve Çürüyen Cesetler
BM raporu, İsrail savunma kuvvetlerinin (IDF) özellikle 2024 yılının ilk aylarında Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye ve Şati mülteci kamplarına düzenlediği saldırılarda, 5 ila 17 yaş arası en az 80 çocuğun öldürüldüğünü belgeliyor. Raporda, tanık ifadelerine göre, droneların çocukların cesetlerini hedef alarak patlayıcı mermilerle parçaladığı, bazı cesetlerin tanınamayacak kadar tahrip olduğu ve ailelerin çocuklarının kalıntılarını toplamakta güçlük çektiği ifade ediliyor. Ayrıca, hastanelerin yoğun saldırı altında olması nedeniyle cesetlerin günlerce toplanamadığı ve çürümeye başladığı, bu durumun hem sağlık krizine hem de aileler üzerinde derin psikolojik travmalara yol açtığı kaydediliyor.
Raporda ayrıca, İsrail'in 7 Ekim sonrası Gazze'ye uyguladığı tam abluka sırasında çocukların gıda, su ve ilaça erişiminin engellendiği, bunun da yaygın yetersiz beslenme ve hastalıklara neden olduğu belirtiliyor. BM verilerine göre, 2023 Ekim'inden bu yana Gazze'de 13 bini aşkın çocuk hayatını kaybetti; yüz binlercesi ise yerinden edildi. Rapor, İsrail'in sivil altyapıyı, özellikle okulları ve hastaneleri hedef almasının, çocukların temel haklarını ihlal ettiğini ve soykırım sözleşmesi kapsamında değerlendirilebileceğini vurguluyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Boyut
Raporun yayımlanmasının ardından uluslararası camiada tepkiler yükseldi. Birçok insan hakları örgütü, İsrail'in eylemlerinin soykırım olarak nitelendirilmesi gerektiğini savunurken, Batılı ülkelerden ise sınırlı bir kınama geldi. ABD yönetimi, raporu “endişe verici” olarak nitelese de İsrail'e yönelik somut bir yaptırım açıklamadı. Avrupa Birliği (AB) ise, bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu. Raporda ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nin, İsrail aleyhine soykırım suçlamasıyla Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) başvurması gerektiği yönünde bir tavsiyede bulunuluyor. Güney Afrika Cumhuriyeti'nin UAD'de İsrail aleyhine açtığı soykırım davasının, bu raporla daha da güç kazanması bekleniyor.
Bölgesel boyutta ise Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi ülkeler raporu sert dille kınadı. Mısır Dışişleri Bakanlığı, raporun İsrail'in “uluslararası hukuku sistematik olarak ihlal ettiğini” gösterdiğini belirtti. İran ve Türkiye ise raporu, İsrail'in “terör devleti” olduğunun bir kanıtı olarak nitelendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu rapor, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek bağlamında bölgesel duruşunu güçlendiren bir unsur olarak öne çıkıyor. Ankara, 7 Ekim'den bu yana İsrail'e yönelik sert eleştirilerini sürdürürken, BM raporu bu söylemi diplomatik alanda somut belgelere dayandırma fırsatı sunuyor. Türkiye, Güney Afrika'nın UAD davasına müdahil olma kararı almış ve İsrail'in soykırım yaptığı yönünde delil sunma hazırlığındadır. Raporun, Türkiye'nin bu davadaki pozisyonunu güçlendireceği ve uluslararası kamuoyunda İsrail'e yönelik baskıyı artıracağı değerlendiriliyor. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ve güvenlik politikalarında Filistin meselesinin merkezi rolü, bu raporu Ankara için kritik bir referans haline getiriyor.