Tibetli bir aktivist, Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi önünde kendini ateşe vererek hayatına son verdi. Olay, Çin’de yeni bir ‘etnik birlik yasası’nın yürürlüğe girmesinden bir gün sonra meydana geldi. Aktivistle ilgili kimlik bilgileri henüz resmi olarak doğrulanmazken, Tibetli sürgün grupları eylemin Çin’in Tibet politikalarını protesto amacı taşıdığını belirtti.
Gelişmenin arka planı
Çin, 1 Ocak 2024 itibarıyla ‘Etnik Birlik ve İlerleme Yasası’nı yürürlüğe koydu. Yasa, etnik gruplar arasında uyumu teşvik ettiği gerekçesiyle Pekin yönetimi tarafından desteklenirken, Tibet ve Sincan gibi bölgelerde azınlık haklarını daha da kısıtladığı eleştirileriyle karşı karşıya. Tibetli aktivistin eylemi, bu yasaya tepki olarak değerlendiriliyor. Tibet destekçileri, yasanın asimilasyon politikalarını meşrulaştırdığını ve Tibetlilerin kültürel-dini özerkliğini tehdit ettiğini savunuyor.
Çin hükümeti ise Tibet’te kalkınma ve refahın arttığını, etnik gruplar arasında uyumun sağlandığını ileri sürüyor. Tibet, resmi olarak özerk bir bölge olarak tanınsa da, Dalay Lama’nın sürgünde olduğu ve Tibet hükümetinin tanınmadığı biliniyor. Çin’in tahminlerine göre 6,5 milyon Tibetlinin yaşadığı bölgede, Pekin yönetimi etnik gerilimleri kontrol altında tutmak için ağır güvenlik önlemleri uyguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Tibetli aktivistin eylemi, uluslararası toplumda Çin’in azınlık politikalarına yönelik tepkileri yeniden gündeme taşıdı. ABD ve Avrupa Birliği, daha önce Sincan’daki Uygur Türklerine yönelik politikalar nedeniyle Çin’e yaptırım uygulamıştı. Tibet konusu ise bu bağlamda daha az uluslararası ilgi görse de, Çin’in ‘etnik birlik’ söylemi altında asimilasyonu derinleştirdiği yönünde endişeler mevcut. Hindistan, Nepal ve Butan gibi bölge ülkeleri, Tibet’teki istikrarsızlığın kendilerini etkileyebileceği kaygısı taşıyor. Çin, BM Cenevre Ofisi önündeki olaya henüz resmi bir açıklama yapmazken, Tibetli gruplar eylemin sembolik anlamının büyük olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Çin ile ekonomik ilişkilerini geliştirirken, aynı zamanda Doğu Türkistan (Sincan) konusunda duyarlılığını korumaktadır. Tibet’teki bu tür olaylar, Çin’in azınlık politikalarına ilişkin uluslararası eleştirileri artırabilir ve Türkiye’nin bu bağlamda denge politikasını zorlayabilir. Ankara, ticari ortaklıklarını sürdürürken insan hakları konusunda net bir tutum sergilemekte zorlanmaktadır. Tibet’teki gelişmeler, Türk kamuoyunda Doğu Türkistan’a benzer bir endişe yaratabilir. Ancak olayın doğrudan Türkiye’ye yansıması sınırlıdır; daha çok küresel insan hakları tartışmaları içinde bir referans noktası oluşturması açısından önemlidir.