Birleşmiş Milletler (BM), İran'ın nükleer programına ilişkin verdiği en son taahhütlerin uluslararası güvenlik açısından 'çok güçlü' bir doğrulama mekanizmasıyla desteklenmesi gerektiğini duyurdu. BM Genel Sekreteri António Guterres'in sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, Tahran yönetiminin nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasına yönelik son adımlarının, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından kapsamlı ve bağımsız bir şekilde denetlenmesi gerektiği vurgulandı. Açıklamada, 'İran'ın taahhütlerinin güvenilirliği, ancak şeffaf ve sıkı denetimlerle sağlanabilir' ifadelerine yer verildi.
Gelişmenin arka planı
İran, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşmadan 2018 yılında ABD'nin tek taraflı çekilmesinin ardından uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırmıştı. Tahran, anlaşma kapsamında yüzde 3,67 ile sınırlı olan zenginleştirme oranını yüzde 60'a, bazı raporlara göre ise daha da yüksek seviyelere çıkardı. Son aylarda, diplomatik kaynaklar İran'ın nükleer müzakerelere yeniden angaje olma sinyalleri verdiğini belirtiyor. Ancak BM, bu taahhütlerin somut adımlarla desteklenmediği sürece güven vermeyeceğini ifade ediyor.
BM'nin bu açıklaması, İran'ın geçtiğimiz hafta UAEA'ya yeni bir belge sunarak, nükleer tesislerindeki bazı faaliyetleri sınırlama teklifinde bulunmasının ardından geldi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, ülkesinin nükleer programının barışçıl olduğunu ve müzakere masasına dönmeye hazır olduklarını yineledi. Ancak Batılı diplomatlar, İran'ın son yıllarda biriken yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının endişe verici olduğunu vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın nükleer programı, Orta Doğu'da güç dengelerini doğrudan etkileyen bir faktör olmaya devam ediyor. İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını önlemek için askeri seçenekleri masada tutarken, Suudi Arabistan da benzer endişelerle kendi nükleer programını geliştirme sinyalleri veriyor. BM'nin 'çok güçlü doğrulama' vurgusu, uluslararası toplumun İran konusunda ortak bir dil bulma çabalarının zorluğunu gösteriyor. ABD ve Avrupa Birliği, Tahran'ın taahhütlerini yerine getirmesi halinde yaptırımların hafifletilmesi konusunda prensipte anlaşmış durumda, ancak denetim mekanizmalarının kapsamı konusunda henüz uzlaşı sağlanamadı.
Rusya ve Çin, İran'ın nükleer haklarını savunurken, Batı'nın baskısına karşı diplomatik çözüm çağrısı yapıyor. Bu çok kutuplu yaklaşım, müzakerelerin seyrini karmaşıklaştırıyor. UAEA Genel Direktörü Rafael Mariano Grossi, İran'ın şeffaflığı artırması gerektiğini bir kez daha hatırlatarak, 'Denetimler olmadan hiçbir taahhüt anlam taşımaz' dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer programı, Türkiye'nin güney sınırlarına yakın bir bölgede gerçekleştiği için doğrudan güvenlik çıkarlarını ilgilendiriyor. Türkiye, nükleer silahların yayılmasına karşı net bir tutum sergilerken, İran ile enerji ve ticaret alanlarında derin bağlara sahip. BM'nin 'güçlü doğrulama' çağrısı, Türkiye'nin de savunduğu kapsamlı denetim mekanizmasını destekler nitelikte. Ancak Ankara, bölgesel bir krize dönüşmeden diplomatik çözümü tercih ediyor. Türkiye, geçmişte İran nükleer müzakerelerinde arabuluculuk rolü üstlenmişti; bu deneyim, mevcut gerilimde de diplomatik kanalların açık tutulmasına katkı sağlayabilir. Ekonomik cephede ise, İran'a yönelik yaptırımların hafiflemesi Türkiye'nin enerji ithalatında alternatif kaynaklara erişimini kolaylaştırabilir. Fakat tersi bir senaryoda, yaptırımların sıkılaşması Türkiye'yi ekonomik ve lojistik açıdan zorlayabilir.