İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, 23 Eylül'de New York'ta ABD'nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile bir araya geldi. BM Genel Kurulu marjında gerçekleşen bu görüşme, İslam Devrimi'nden bu yana iki ülke arasındaki en üst düzey doğrudan temas olarak kayda geçti. Görüşme, Washington ile Tahran arasındaki dondurucu ilişkilerin çözülme ihtimalini bir an için gündeme getirdi; ancak taraflar arasındaki güvensizlik ve bölgesel gerilimler hâlâ belirleyici.
Görüşmenin Arka Planı
ABD ile İran arasındaki ilişkiler, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana inişli çıkışlı bir seyir izledi. 2015'te imzalanan ve İran'ın nükleer programını sınırlandırmayı amaçlayan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), 2018'de dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın anlaşmadan çekilmesiyle fiilen askıya alındı. Joe Biden yönetimi döneminde Viyana'da yürütülen dolaylı müzakereler sonuçsuz kaldı. Tahran, anlaşma kapsamındaki taahhütlerini kademeli olarak askıya aldı ve uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'ın üzerine çıkardı. Buna karşılık ABD, İran'a yönelik yaptırımları sıkılaştırdı; özellikle petrol ihracatı ve bankacılık sektörü üzerindeki baskı arttı. Bu süreçte İran, bölgesel aktörlerle ilişkilerini derinleştirerek yaptırımların etkisini hafifletmeye çalıştı. 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile varılan normalleşme anlaşması, Tahran'ın diplomasi alanında yeni arayışlar içinde olduğunu gösterdi. Ancak ABD ile doğrudan temas, yıllardır kesintiye uğramış durumdaydı. 23 Eylül'deki Erakçi-Witkoff-Kushner görüşmesi, bu sessizliği bozan ilk somut adım oldu.
Görüşmenin içeriğine dair resmi bir açıklama yapılmadı; fakat İranlı yetkililer, görüşmede nükleer program, yaptırımların kaldırılması ve bölgesel güvenlik konularının ele alındığını belirtti. ABD tarafı ise İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin endişelerini yineledi. İki tarafın da masaya oturması, diplomasiye kapı aralama çabası olarak yorumlandı. Ne var ki taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklar sürüyor: Washington, İran'ın balistik füze programını ve bölgesel milis gruplara verdiği desteği sorgularken; Tahran, ABD'nin yaptırımları kaldırmadan adım atmayacağını vurguluyor.
Uzmanlar, bu tür bir temasın tek başına bir kırılma yaratmayacağını, ancak diyaloğun sürmesi hâlinde güven artırıcı adımların mümkün olabileceğini belirtiyor. İran'ın nükleer programındaki ilerleme ve bölgesel gerilimler göz önüne alındığında, müzakerelerin kapsamlı bir anlaşmaya dönüşmesi zor görünüyor. Yine de 23 Eylül görüşmesi, tarafların birbirini dinleme ihtiyacını kabul ettiği bir an olarak not edildi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran-ABD ilişkilerindeki her türlü yumuşama, Ortadoğu'nun genel dengelerini doğrudan etkiliyor. İsrail, İran'ın nükleer programını kendisi için varoluşsal bir tehdit olarak görüyor ve olası bir anlaşmanın İsrail'in güvenlik çıkarlarını gözetmesi gerektiğini savunuyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ise İran ile ABD arasındaki olası bir yakınlaşmayı temkinli karşılıyor; bölgesel nüfuz dengelerinin değişebileceğini hesaplıyor. Rusya ve Çin, İran ile enerji ve askeri alanlarda işbirliğini sürdürürken, ABD ile İran arasındaki diyaloğu yakından izliyor. Avrupa Birliği, nükleer anlaşmanın canlandırılması için arabuluculuk çabalarını sürdürüyor; ancak İran'ın insan hakları ihlalleri ve bölgesel müdahaleleri nedeniyle yaptırımlar da gündemde. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın nükleer tesislerine erişim konusunda sıkıntı yaşıyor; bu durum müzakerelerin şeffaflığını zorlaştırıyor. Petrol fiyatları, İran-ABD gerilimine duyarlı seyrediyor; olası bir anlaşma, İran petrolünün küresel piyasalara dönüşü anlamına geleceği için enerji fiyatlarını aşağı çekebilir.
BM Genel Kurulu marjında yapılan bu görüşme, çok taraflı diplomasinin hâlâ işleyebileceğini göstermesi açısından önemli. Ancak taraflar arasındaki derin güvensizlik ve bölgesel çatışmalar, kalıcı bir çözümün önündeki en büyük engel olarak duruyor. İran'ın nükleer programındaki ilerleme, İsrail'in olası askeri müdahale tehditleri ve ABD iç siyasetindeki sertlik yanlısı söylemler, diplomasi alanını daraltıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki diyaloğun canlanması, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından yakından takip edilmesi gereken bir gelişme. Türkiye, İran ile ekonomik ve enerji bağlarını sürdürürken, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarına da dikkat etmek zorunda. Olası bir yumuşama, Türkiye'nin İran ile ticaretini artırmasına ve bölgede istikrarın güçlenmesine katkı sağlayabilir. Ancak anlaşma sürecinin belirsizliği, Türkiye'nin enerji güvenliği ve Suriye, Irak gibi komşu ülkelerdeki dengeler açısından riskler barındırıyor. Türkiye, diplomasi kanallarını açık tutarak hem İran hem de ABD ile ilişkilerini dengelemeye çalışacaktır.